13 Şubat 2010 Cumartesi

TAKSİM BİR İKİ









Çok ara veriyoruz biliyorum ama sözümde bir türlü duramıyorum. En azından resim eklemeyi becerebilsem o da yok. Bakalım bugün ne kadar yazabileceğiz. Geçen hafta sonu havayı güzel sanıp çıktık yola, hadi şöyle bir taksim yapalım dedik. En son Duru doğmadan önce gitmişiz. Nerden baksan en az 2 yıl olmuş. Yola çıktık çıkmasına ama İstanbul' a geldiğimizde hava öyle soğuktu ki acaba hata mı ettik diye düşünmeye başladık. Neyse her şeye rağmen bütün İstiklal Caddesine kah bebek arabasında kah yürüyerek boylu boyunca kat edip evimizin yolunu tuttuk. Böylelikle biz yıllar sonra Duru'da ilk defa Beyoğlu'na gitmiş oldu. İstiklal'de gezerken bir mağazda bu su sebilinin gördük. Tabi sevgiliyle ben Duru'dan daha heyecanlı hemen alalım diye seferber olduk ki son anda bir şey bizi bunu almaktan alıkoydu. Aslında iyiki almamışız. Çünkü mağazadaki fiyatı 60 TL iken biz üreticisinden kargo ücreti ile birlikte 35 TL'ye aldık. Duru zaten su içmeyi seven bir çocuktu artık gerisini siz düşünün. Şimdi susadığı zaman kendisi gidip içiyor. Tavsiye ederim.

2 Şubat 2010 Salı

3 Ocak 2010 Pazar

Ekranı Yan Çevirin



Uzun ama çok uzun bir aradan sonra biz yine burdayız. Cep telefonu teknolojisine fazla alışık olmadığımız için maalesef ya ekranı ya da kafanızı yan çevirmeniz gerekecek. Neyse ki sevgili sorunu gidermiş bundan sonra boynunuz tutulmayacak. Biz bu aralar yine sizleri çok ihmal ettik. Duru ise enson gördüğünüzden bu yana oldukça aşama kaydetti aynı zamanda geri adımlarda attı. Tuvalet alışkanlığını nasıl kendiliğinden kazandıysa şimdi yine kendiliğinden bıraktı. Her şey sil baştan.















22 Kasım 2009 Pazar

YENİ BAŞLANGIÇLAR

Olmuyor böyle, bir türlü sözümü tutamıyorum. Ha yazdım yazacağım derken bir bakmışım ki yine uyumuşum. Halbuki hayatımızda yazacağımız yeni başlangıçlarımız varken hiç olmuyor, gecikmiş fotoğraflara bugünün tarihini vermek. Ah birde fotoğraf makinesinin tarihini ayarlayan olsa sevabına.
Duyduk ki bugün TEK çalışma yapacakmış, 9.00'dan akşamakadar elektrik yokmuş. Bu sefer sabah uykudan fedakarlık edip bilgisayarın başına geçtim.Bir yandan yarın yetiştirmem gereken işleri yaparken, bir yandan da ihmal etmeye yüz tutmuş blogla ilgileneyim dedim.
Yazının başlığına yeni başlangıçlar dedik demesine ama bakalım hepsini anlatabilecek miyiz. Saate bakayım iyi daha bir saat var, sanırım elektrikler kesilmeden hem yazmayı hemde işimi bitirebilirim.

Havalar güzel iken gezmeyi hiç ihmal etmiyoruz. Nasıl olsa yakında evlere tıkılacağız. Hoş biz kar kış dinlemiyoruz ama şu grip muhabbeti yüzünden sevgili ile Portekiz'e gitmekten vazgeçtik. Hem soğuk hem grip biz en iyisi evde oturalım. Sevgili bize hediyeleri nasıl olsa getirir.

Duru artık memeye veda etti. Yaklaşık 3 hafta önce başladığımız bu veda süreci arada sırada yastığını görmesiyle ağlamalara dönüşse de çok da korktuğum gibi sancılı olmadı. Ancak memenin yerini bu sefer benimle uyuma alışkanlığı aldı. Akşamları hadi kızım yatağa dediğimizde bijim bijim deyip bizim yatağımıza gidiyor. Ama gecenin bir vakti uyanıp kendi yatağına gitmek istiyor. Belki bu bloğu okuyanlar arasında memeden kesme süreci yaşayanlarınız olabilir. Ben kendi taktiğimi söyleyeyim. Bir akşam yastığını alıp geldiğinde " memede sütün bittiğini, artık büyüdüğünü" söyleyip dikkatini başka yere çektik. Şimdi ara ara olan ağlama krizlerinde de aynı şeyi yapıyoruz. Bizde işe yaradı.
Suyu görünce aklıma geldi. İkinci yeni başlangıcımız ise merhaba tuvalet. Aslında Duru'yu tuvalete alıştırma süreci bakıcımızı ikna etmekten daha kolay oldu. Tam anlamıyla olmamakla birlikte yavaş yavaş alışmaya başladı. Bakıcısının söylediğine göre cuma günü her seferinde söylemiş. Bize tuvalet eğitimine başlama kararını aldıran neden ise Duru'nun bunu kendi istemesi oldu. Önce oyuncak sandığı oturağına bir gün oturup da 10 dakika sonra " anne bitti" deyip gittiğimde gördüğüm manzara, sevgili ile bize haydi başlıyoruz kararını aldırdı.

Biraz daha hızlı yazmazsam yetişemeyeceğim. Saat 8.30 olmuş bile.
Biz bu hafta sonu yine çok eğlendik. Havada güzel olunca değmeyin keyfimize. Ama bir ara yolumuz sehven Pendik pazarına düştü düşmesine ama pzarı şöyle bir uzaktan görüp yaklaşık yarım saatte trafikten kurtulup evimize döndük.
Bu da Durunun bir diğer yeni başlangıcı. Evimizde artık bir Ebru Sanatı ustası var. Bakalım sevgili malzemeleri temin edecek, sonra halılar, koltuklar ne hale gelecek. Bir tahmini olan var mı?

25 Ekim 2009 Pazar

ALİBEY'de

Eğitmenimiz Sergen Ağabey daha 16 yaşında ve çiftliğin sahibinin oğlu. 4 yaşından beri at biniyormuş. Şimdiden bir çok birinciliği var. Atımız ise yavru bir at, ismi Karamel. Üstündekinin öyle suratsız durduğuna bakmayın güneş rahatsız ediyor.


Nasılım ama, bizim atımızın adı ise Havana. Sergen bunun orta büyüklükte bir at olduğunu söyledi. Diğerlerine binmek istemezdim.
Sevgili bu işi biliyor. Duru'da inşallah ona çeker. Yani bu tür konularda. Bu arada 2 gün önce yarışlardan birincilikle dönen Darwin'in fotoğrafını çekmeyi unutmuşum. Bir daha ki sefere söz.
Çok geziyoruz gezmesine ama bir türlü söz verdiğim gibi sıklıkla yazamıyorum. Yazamadığım gibi blog arkadaşlarımızı da ziyaret edemiyorum. Çok kötü bir blogcu oldum. Duru büyüdüğü zaman bu duruma çok kızacakmış gibi geliyor. Bu arada fotoğraf makinesinin tarihini ayarlamayı unutmuşuz. 2004 ne ola ki? Neyse efendim, biz bu hafta sonu Gebze'nin Cuma Köyü'nde bulunan Alibey At Çiftliği'ndeydik. Duru ve sevgili atlara aşina benim içinse bir ilk, bu nedenle ata binmemle inmem bir oldu. Serde yükseklik korkusu olunca başım döndü ve ineceğim diye tutturdum. Ama bir daha ki sefere bir tur atmadıkça inmeyeceğim. Tabi Duru benim gibi mi, ben ne kadar ödleksem o bir o kadar cesur. Aslında korkuyla büyümemesi için elimizden geleni yapıyoruz ama yine de korkuyu öğrenmeye başladı. Sağolsun alt kata taşınan komşumuz tadilat yaptırırken bizim ki matkap sesinden korkmuş. O günden beri de bir tıkırtı duysa "amca amca" diyerek korkarak yanımıza geliyor. Bakalım nasıl çözeceğiz bu sorunu.