30 Aralık 2008 Salı

Mutlu Yıllar


Bir vatan bırakın biz çocuklara
Islanmış olmasın göz yaşlarıyla.
Bir bahçe bırakın biz çocuklara
Göklerde yer açın uçurtmalara.
Bir barış bırakın biz çocuklara
Ulaşsın şarkımız güneşe ve aya.
Bir dünya bırakın biz çocuklara
Yazalım üstüne sevgili dünya
Oynaya oynaya gelin çocuklar
El ele, el ele verin çocuklar.

28 Aralık 2008 Pazar

Bu hafta sonu annem bir kaç saat yalnız takılma planları kuruyordu. Beni babama bırakıp alışverişe gidecek ve babamla bana süpriz yılbaşı hediyeleri alacaktı. Ancak annemin babamın hafta sonu deney yapması gerektiğinden haberi olmadığı için bunu öğrendiğinde bayağı üzüldü. Ben de hiç beklenmedik şekilde sabah geç kalkınca annemin bütün planları suya düşmüş oldu. Bizde pazar günü ailece hazırlanıp en azından market alışverişimizi yapalım dedik ama son sürat çünkü babamın saat 12 de deneyini yapması gerekiyordu. Bu hafta sonu ilk defa bilim adamı bir babamın olmasını istemedim, onu o kadar az gördüm ki. Doktorası bitene kadar böyle olacakmış, hatta yarın gece eve de gelmeyip çalışacakmış. İnşallah doktorası bir an önce biter de ben de babamın daha çok görürüm.

25 Aralık 2008 Perşembe

Duru Modası

Hanımefendiyi giydirmek bir dert, fotoğrafını çekebilmek ayrı bir dert. Ama kendisine yakışan bir şey oldu mu da hemen kikirdemeye başlıyor. Özellikle de bizim beğendiğimizi görünce cilveler başlıyor.
Geçenlerde özenip kendime bir şapka almıştım. Fiyatı uygun olunca denemeden hemen alışveriş sepetinin içine atıverdim. Ancak ben de kafa kocaman olunca şapka olmadı. Biraz daha zorlarsak neredeyse Duru'ya tam olacak. Acaba ben yanlışlıkla çocuk reyonundan mı aldım bu şapkayı? Neyse canım sonuçta kızıma çok yakıştı, arkasından bir lastik geçirebilirsem tam süper olacak. Eee bundan sonra ne yapıyoruz denemeden bir şey almıyoruz. Tam da bana göre bir iş ya, bir şeyler denemekten o kadar çok sıkılırım ki. Benim için kıyafet tek atış olmalı, öyle o olmadı bunu dene yok şunu giy bana göre değil. Hiç üşenmeden kabinin içine bir sürü kıyafet doldurup hepsini sırayla deneyenlere çok özenmişimdir. Bana ikinci kıyafetten sonra daral geliyor. Maalesef doğumdan sonra aldığım kilolar yüzünden artık eskisi gibi denemeden bir şey alamıyoruz. Ne zaman gidecek bu kilolar...

24 Aralık 2008 Çarşamba

İçimden Geçenler

Uzun zamandır kendimle ilgili bir şeyler yazmak istiyorum olmuyor, kafamdakiler ya sansür engeline takılıyor ya da yorgunluğuma. Şimdiyse minik meleğim uyurken iki satır bir şeyler yazayadım dedim, bloğumu yok şu okuyormuş yok bu görürmüş diye çekinmeden, sansürlemeden, içimden ne geçiyorsa O...

Bunu özellikle yazıyorum mesela, üst kat komşumuzdan hiç haz etmiyorum. Sabahın 7' sinde başlayan gürültülerinden, apartman boşluğunda bağırarak konuşmalarından, vurdumduymazlıklarından nefret ediyorum. Özellikle de evlerine temizliğe gelen bayanla bir gün iyiden iyiye kavga edeceğim. Bütün uyarmalarıma rağmen bugün yine tepemden aşağı suyu boca edip -sözde balkon yıkıyor- , kilim çırptı. Bir de bana demez mi benim temizliğe geldiğim günler sen de çamaşır yıkama diye. Oldu canım , yanına bir de kahve ister misin? Geceleri kimse rahatsız olmasın diye Duru her mızıldadığında yanına koşup, her gördüğümde komşulardan özür dilerken bu yapılanlar beni çileden çıkarıyor. Neyse ki mayıs ayında lojmanı boşaltıyorlar. Gece gündüz yerlerine daha anlayışlı ve sessiz insanlar gelsin diye dua ediyorum.

Bir de alt komşum var, kendisi Rus, öyle etliye sütlüye karışan birileri değiller ama oğulları bizim kızın gönlünü çaldı. Şimdiye kadar bir kere karşılaştılar ve bizim kız çocuğun peşinden ayrılmadı. Yukarıdan gelen gürültüler kesildiği zaman kendimi hemen yatak odasına atıyorum ve alt komşumuzun sihirli parmaklarından dökülen müziği dinliyorum. Gerçekten çok güzel çalıyor. İlk karşılaşmamızda piyanoyu siz mi çalıyorsunuz diye sorduğumda, "evet, yoksa sizi rahatsız mı ettim" diye sordu, inceliğe bakar mısınız. Bir gün Duru'yu da alıp kapısını çalmayı düşünüyorum. Duru müzik dinlemeyi çok seviyor, belki küçük bir konser hoşuna gider.
Bugün sinirliyim ya yazdıkça yazasım geliyor.Neyse daha duygusal ve güzel şeyler yazmak istiyorum. Bir sonraki içimden geçenler bölümünde...

21 Aralık 2008 Pazar

Yağmurlu Bir Hafta Sonu

Cumartesi günü alışverişe gitmemiz gerekiyordu, annem yakın bir markete gitmeyi düşünürken babamın aklına Via- Port'a gitmek gelince yola koyulmak üzere hazırlanmaya başladık. Artık genç bir kız olduğum için annem balıkçı yaka kazağımı giydirdi. Bu arada yeşil bana bir ayrı yakışıyor. Babam benim ne kadar güzel olduğumu görünce hemen fotoğraf makinesine sarıldı ama benden görüntü almak kolay mı, bir dakika yerimde durmadım.
Durduysam da bu sefer objektiflere bakmadım. O sırada bu yeşillerin altına acaba bu pembe ayakkabılar gider mi diye düşünüyordum. Rüküş olmayayım sonra. Her kıyafetime göre bir ayakkabı aldırmam lazım bizimkilere. Mazallah dışarıda bir tanıdığa denk gelir, rezil olurum sonra. Bu arada geçen hafta Ankara'dan anneannem ile dedem beni görmeye geldi. Sağolsun teyzemlerde doğum günü hediyelerimi unutmamışlar. Ben ne kadar şanslı bir çocuğum. Ancak dedemden ilk başlarda çok korktum, uzun zamandır görmediğim için sanırım. Anneanneme hemen alıştım ama dedemi her gördüğümde ağladım.Bu durum ise annemin işine yaradı; ilk defa annemin kucağında uzun uzun oturdum. Anneannemler çok çabuk gittiler, oysa ki ben tam alışmaya başlıyordum. Havalar çok soğuk olduğu için bizde bir süre Ankara'ya gidemeyeceğiz. Annemle babam Ankara'da doğup büyüdükleri için havasına alışıklar ama benim hasta olmamı istemiyorlar. Zaten annemle daha iyileşemedik.

Ben kendi arabamda oturmak istemeyince annem beni market arabasına oturttu. Böylelikle bizimkilerin ne aldığını görebiliyordum. Babam bana bir tane çim adam aldı. Aslında bu bir çim bebek, ağzında emziği var. İlk fırsatta fotoğrafını ekleyeceğim, belki o zamana kadar saçları da uzar. Annem marketteki sebze ve meyveleri hiç beğenmedi ama yine de en acil ihtiyaçlarımızı bulabildik. Bana somon balığı aldık, babama işyeri için çiçek, anneme de bisküvi kalıbı almıştık ama eve geldiğimizde poşetlerden çıkmadı. Üzgünüm anneciğim, başka sefere olur mu?

Babam bana yepyeni bir oyuncak aldı. Şimdiye kadar hiç böylesini görmemiştim. Tahtadan yapılmış beş ayrı oyuncak haline dönüşebilen bir kutu, bunu da daha sonra ayrıntıları ile anlatacağım. Hatta bu görevi anneme vereyim, yarın ben uyuyunca güzel bir fotoğraf çekip oyuncağımı tanıtsın.

Bu da benim oyuncak bebeğim Keltoş Demir. Aslında annemin bebeği, nerden baksan 25 yıllık bir bebek. Annem küçükken dedem Hollanda'dan getirmiş. Annemin eşyalarına çok özen gösteren birisi olması sebebiyle 25 yıl sonra ben de aynı bebekle oynayabiliyorum. Keltoş ile oynamayı çok seviyorum, şimdilik gözlerini çıkarmaya çalışıyorum ama biraz büyüyünce nasıl oynayacağımı keşfedeceğim.

15 Aralık 2008 Pazartesi

Doğum Günü Partimden Kareler

Bir hafta gecikmeli olarakdan doğum günü partimi sonunda yaptık. İlk yaş partim olduğu için annem her şeyin özel ve de güzel olmasını istiyordu ama aksilikler bir türlü peşini bırakmadı. Öncelikle bayramın ilk gününden beri annemle birlikte hastaydık ve hala da iyileşemedik. Annem bir yandan kendi hastalığı diğer yandan benim hastalığım ( hastalık yüzünden anneme daha çok düştüm, babamı bile istemiyordum) ile uğraşırken iki arada bi derede doğum günümde ikram edilecekler ile uğraşırken aceleden ve dikkat eksikliğinden hepsi bir fiyasko oldu. Normal şartlarda oldukça lezzetli yaptığı şeylerin kıvamları bir türlü tutmadı. Tabi bu da annemin moralini çok bozdu. Canım anneciğim olsun, ben seni yine de çok seviyorum.

Misafirler gelmeden önce parti alanına inip hazırlıklar nasıl diye bir kontrol edelim dedik. Gittiğimizde masaları ve tabakları çoktan hazırlamışlardı. Bu arada resimde fark edilmiyor ama arkamız sıfır deniz sayılır. Hemen sağ tarafımızda bir de küçük bir çocuk parkı var.

Babam kolaylık olsun diye mama sandalyemi de götürdü. Aslında kucakda gezmekten oturmaya pek fırsatım olmadı. Doğum günü çocuğu olmak çok güzel bir şey miş, herkes benimle ilgilendi.


Canım babam eşya taşımaktan o kadar çok yoruldu ki ama yine de yüzünden gülümsemesi hiç eksik olmadı. Sanırım babam da benim kadar heyecanlıydı. Eee ne de olsa ilk göz ağrısıyım ben.Şu aralar kardeş fikri bana hiç cazip gelmiyor doğrusu.


İşte bu da benim doğum günü pastam. Annem tam bir snoopy hayranı olduğu için pastamın da snoopy temalı olmasını istedi. Pastanın üstünde benim de bir figürüm yer alıyor, tek farkla ağzımda bir emzik var; bense hiç emzik kullanmam. Pastam o kadar çok beğenildi ki, hatta çocuklardan biri pasta süslemelerimi yürütmeye kalkınca annem bir atmaca edası ile çocuğun elinden aldı. Çünkü bu figürler saklanabiliyormuş ve annem ilk yaşımdan hatıra kalsın istedi. Pastamın mimarlarına gelince; işte ta kendileri: kitchen o'clock ... Kendilerine çok teşekkür ediyorum, ellerinize sağlık. Tabi babamın katkılarıyla.

Mumları üflemeyi beceremesemde bu alkışlanma işi çok hoşuma gitti. Sanırım ilgi odağı olmayı seviyorum. Bizim fotoğraf makinesinin azizliğinden fotoğraflar maalesef olmadı. Acaba babamı bu bahane ile kandırıp bir parti daha yaptırabilir miyim. Bu sefer pastamda molfiks kuklalarını istiyorum.

Partimde blog dünyasının ünlü simaları da vardı. Pastaları kadar kendi de çok şeker Şeker Pasta, sanki daha dün doğmuş gibi ama 7. ayını doldurmak üzere olan Berk’in Dünyası ve son olarak da herkesden önce varlığımı öğrenmiş olup gelişimimin her anına tanık olan Sibel’in Penceresi. Hepsine beni yalnız bırakmayıp katıldıkları için teşekkür ediyorum. Banu Teyze bana öyle güzel doğum günü kurabiyeleri hazırlamıştı ki, bir yiyen bir daha istedi ama annem vermedi. Bu annem de amma kıskanç oldu doğrusu. O güzelim kurabiyelerinde fotoğrafını koymak istiyordum ama çok kötü bir çekim olmuş, Banu teyzeciğim sende fotoğrafı varsa bloğuna koyarsın değil mi? Kurabiyelerim için lütfen buraya bakınız.

Parti bitip de herkes evlerinin yolunu tuttuğunda biz de bayağı yorulduğumuzu anladık. Benimde iyice uykum gelmişti ve eve dönüş yolunda ki bu beş dakikalık bir yol hemen uykuya daldım. Evden içeri girdiğimiz de ise beni hediyelerim bekliyordu.

Bütün hediyelerimi tek tek açtım. Babamın hoşuna en çok üstünde Berk ile benim fotoğrafım olan hediye paketi gitti. Sibel Teyzem güzel düşünmüş. Bütün hediyelerimi çok beğendim. Bloğum aracılığı ile herkese çok teşekkür ederim. Hepinizi kocaman öpüyorum.


10 Aralık 2008 Çarşamba

Nasılım?



Neslihan Teyze bana taaa Giresun'dan bu kulaklığı, annemin bir türlü giydirmeyi beceremediği çok şirin eldivenleri, sizin göremediğiniz ama bana çok yakışan çorabımı doğum günüm için göndermiş. Neslihan Teyzeciğim çok teşekkür ederim, hepsini o kadar çok sevdim ki; hele de bu kulaklıkları kafamdan çıkarmak istemiyorum. Beni acayip havalı yaptı. Kendimi bazen DJ gibi hissediyorum. Bizimkilerde benim bu halime çok gülüyorlar.

6 Aralık 2008 Cumartesi

İyi ki Doğdun Meleğim

video

O gülen gözlerin hiç solmasın, hep böyle mutlu olursun inşallah. Seni o kadar çok seviyoruz ki, iyi ki doğdun meleğim, iyi ki bizim kızımız oldun. Daha nice yıllara, hep birlikte...

3 Aralık 2008 Çarşamba

365 Etkinlik




Hafta sonu alışveriş merkezinde gezerken sevgili elinde bir kitap heyecanla yanımıza geldiğinde önce ne gerek var dedim. Ancak kitabı açıp incelemeye başladığımda Duru ile birlikte yapabileceğimiz bir çok değişik faaliyetin olduğunu gördüm. Bu faaliyetlerin sayısı eli yatkın olanlar için daha da artıyor. Ben en çok parmakla yapılan penguenler ile yine el iziyle yapılan kelebekleri beğendim. Duru gittikçe oyalanması zor bir çocuk haline dönüşmeye başladı, umarım birlikte yaptığımız bu faaliyetlerden büyük zevk alırız. Şimdilik bunun için biraz beklememiz gereksede...

1 Aralık 2008 Pazartesi

Eğlenceye Tam Gaz

Bu hafta sonu şahsıma özel tırtıl gezintisi yaptım, atlı karıncaya bindim. Bizimkilerin beni bu kadar eğlendirmesine karşılık ise bol bol huysuzluk yaptım, zaten üç gündür de doğru düzgün yemek yemiyorum.Annem bu yüzden kafayı yemek üzere, gece emzirmelerini kesmek istiyor ama ben huysuzlandığım için yapamıyor.

video

Eğlence bu kadarla da bitmedi tabi ki biraz market turu, bizimkilere yeni şeyler aldırmak için yapılan nazlar, tadım pizzayı birbirine katma çabalarım ve kampüs de kedi kovalamaca, kısacası pazar günü çok eğlendim ama bizimkileri bilemem...