Arkadaşlarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Arkadaşlarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Şubat 2009 Pazar

Zeynep Bebek ve Yine Ben

Dün 1,5 aylık Zeynep Bebeği görmeye gittik. Çok şirin bir bebek, küçücük olmasına rağmen benden çok saçı var. Sanırım o da benim gibi kucakta uyumayı seviyor ( ben küçükken kucakta uyurdum şimdi yatağımdan başka yerde uyumuyorum.). Postun sonunda Zeynep bebek için çaldığım ninniyi dinleyebilirsiniz. Bir ara uyumamak için direniyordu. Ben de bebeğin halinden en iyi bebek anlar deyip geçtim piyanonun başına. İlk başlarda çok dikkatimi çekmese de iş resim çektirmeye gelince soluğu hemen Zeynep'in yanında aldım. Ne de olsa ben bir ablayım ona hayatı benim öğretmem lazım. Nasıl poz verilir, anne nasıl çileden çıkarılır, hangi eşyalar zararlıdır, yemek yememek için nasıl uyku taklidi yapılır gibi bir sürü hayat tecrübemi ona aktarmam lazım. Tabi bunun için de daha sık görüşmemiz lazım. Büyüklerin dediğine göre mesafeler ve günlük yaşam koşuşturması buna pek izin vermiyormuş.Ben yine de Zeynep'ten söz aldım. Ne yapıp ne edip annesiyle babasını ikna edip baharda bize meyve toplamaya gelecek. Ben ona çok sevdiğim elma ve eriklerden vereceğim. Bu sene babam bahçemizi ekerse beraber dallarından domates ve biber toplayacağız. Geçen sene su olmadığı için domateslerimiz çabuk kurudu ama biberlerimiz çok güzeldi. Hele bir salatalığımız vardı ki sormayın, kıtır kıtır. Ali amcanın tarlasından da taze taze patates alırız. Bugün hava güzel olsaydı kuşburnu toplamaya gidecektik ama dışarıda fırtına var. Sadece bunlar mı var, hayır; vişne, kiraz, incir, iğde, dut, şeftali, kayısı, karadut, böğürtlen, mantar, kuzukulağı, armut. Bu kadar meyve muhabbetinden sonra karnım acıksa herhalde annem çok mutlu olurdu ama ne gezer, ben yine bir haftadır yemek yememe modumdayım. Zeyneplerde zar zor 10 kaşık yemek yedikten sonra beni çağıran Zeynep'in odasına dalıverdim. Bu bebeği de odasından aldım tabi Banu Teyzeden izin alarak. Bizimkiler başkalarının eşyasına izinsiz dokunmam konusunda çok hassaslar. Ben de bu şirinlik olduktan sonra kimseden izin almama gerek kalmadan kendiliğinden verirler.
Zeyneplerden çıktıktan sonra planımız eve dönmekti ama hava güzel olunca, uzun zamandır da gitmedik bir cadde turu yapalım dedik. Hem de Mothercare'den biraz alışveriş yapma zamanı da gelmişti. Eskiden evimize yakın olduğu için nerdeyse her hafta sonu Bağdat Caddesi'ne giderdik. Lojmana taşındığımızdan beri İstanbul'a o kadar sık gidemiyoruz.
Caddede dolaşmak çok keyifliydi, hele ben tek başıma yürümeye başlayınca annem koşmaktan bir hal oldu. Çevremde güvenlik kalkanı oluşturmaya çalışıyordu. Ben se bir oraya bir buraya koşturup duruyordum. Bir de insanlar bana ilgi gösterince iyice şımardım.
Yolun ortasında duran bu şeyler çok hoşuma gitti. Bunlardan kesin eve aldırmam lazım. Görmelisiniz çok entersan bir şey, yolun ortasında bunlardan bir sürü var, hangisiyle oynayacağımı şaşırdım.


15 Aralık 2008 Pazartesi

Doğum Günü Partimden Kareler

Bir hafta gecikmeli olarakdan doğum günü partimi sonunda yaptık. İlk yaş partim olduğu için annem her şeyin özel ve de güzel olmasını istiyordu ama aksilikler bir türlü peşini bırakmadı. Öncelikle bayramın ilk gününden beri annemle birlikte hastaydık ve hala da iyileşemedik. Annem bir yandan kendi hastalığı diğer yandan benim hastalığım ( hastalık yüzünden anneme daha çok düştüm, babamı bile istemiyordum) ile uğraşırken iki arada bi derede doğum günümde ikram edilecekler ile uğraşırken aceleden ve dikkat eksikliğinden hepsi bir fiyasko oldu. Normal şartlarda oldukça lezzetli yaptığı şeylerin kıvamları bir türlü tutmadı. Tabi bu da annemin moralini çok bozdu. Canım anneciğim olsun, ben seni yine de çok seviyorum.

Misafirler gelmeden önce parti alanına inip hazırlıklar nasıl diye bir kontrol edelim dedik. Gittiğimizde masaları ve tabakları çoktan hazırlamışlardı. Bu arada resimde fark edilmiyor ama arkamız sıfır deniz sayılır. Hemen sağ tarafımızda bir de küçük bir çocuk parkı var.

Babam kolaylık olsun diye mama sandalyemi de götürdü. Aslında kucakda gezmekten oturmaya pek fırsatım olmadı. Doğum günü çocuğu olmak çok güzel bir şey miş, herkes benimle ilgilendi.


Canım babam eşya taşımaktan o kadar çok yoruldu ki ama yine de yüzünden gülümsemesi hiç eksik olmadı. Sanırım babam da benim kadar heyecanlıydı. Eee ne de olsa ilk göz ağrısıyım ben.Şu aralar kardeş fikri bana hiç cazip gelmiyor doğrusu.


İşte bu da benim doğum günü pastam. Annem tam bir snoopy hayranı olduğu için pastamın da snoopy temalı olmasını istedi. Pastanın üstünde benim de bir figürüm yer alıyor, tek farkla ağzımda bir emzik var; bense hiç emzik kullanmam. Pastam o kadar çok beğenildi ki, hatta çocuklardan biri pasta süslemelerimi yürütmeye kalkınca annem bir atmaca edası ile çocuğun elinden aldı. Çünkü bu figürler saklanabiliyormuş ve annem ilk yaşımdan hatıra kalsın istedi. Pastamın mimarlarına gelince; işte ta kendileri: kitchen o'clock ... Kendilerine çok teşekkür ediyorum, ellerinize sağlık. Tabi babamın katkılarıyla.

Mumları üflemeyi beceremesemde bu alkışlanma işi çok hoşuma gitti. Sanırım ilgi odağı olmayı seviyorum. Bizim fotoğraf makinesinin azizliğinden fotoğraflar maalesef olmadı. Acaba babamı bu bahane ile kandırıp bir parti daha yaptırabilir miyim. Bu sefer pastamda molfiks kuklalarını istiyorum.

Partimde blog dünyasının ünlü simaları da vardı. Pastaları kadar kendi de çok şeker Şeker Pasta, sanki daha dün doğmuş gibi ama 7. ayını doldurmak üzere olan Berk’in Dünyası ve son olarak da herkesden önce varlığımı öğrenmiş olup gelişimimin her anına tanık olan Sibel’in Penceresi. Hepsine beni yalnız bırakmayıp katıldıkları için teşekkür ediyorum. Banu Teyze bana öyle güzel doğum günü kurabiyeleri hazırlamıştı ki, bir yiyen bir daha istedi ama annem vermedi. Bu annem de amma kıskanç oldu doğrusu. O güzelim kurabiyelerinde fotoğrafını koymak istiyordum ama çok kötü bir çekim olmuş, Banu teyzeciğim sende fotoğrafı varsa bloğuna koyarsın değil mi? Kurabiyelerim için lütfen buraya bakınız.

Parti bitip de herkes evlerinin yolunu tuttuğunda biz de bayağı yorulduğumuzu anladık. Benimde iyice uykum gelmişti ve eve dönüş yolunda ki bu beş dakikalık bir yol hemen uykuya daldım. Evden içeri girdiğimiz de ise beni hediyelerim bekliyordu.

Bütün hediyelerimi tek tek açtım. Babamın hoşuna en çok üstünde Berk ile benim fotoğrafım olan hediye paketi gitti. Sibel Teyzem güzel düşünmüş. Bütün hediyelerimi çok beğendim. Bloğum aracılığı ile herkese çok teşekkür ederim. Hepinizi kocaman öpüyorum.


25 Kasım 2008 Salı

Hafta Sonu

Bu babam da çok komik doğrusu, sözde beni banyoya hazırlaması gerekiyordu. Bakar mısınız yaptığına. Ben bu firavunu çok seviyorum.
Cumartesi günü de lojman komşumuz Nil'in doğum gününe davetliydik. Bir gün önceden haberimiz olduğu için sabahtan çarşıya inip hediyemizi aldık. Annem beni de unutmadı ve bana da yeşil boğazlı bir kazak aldı. İlk defa böyle bir kazağım oldu. İki saat orda kaldıktan sonra diş hekimi ile olan randevumuza yetişmek için ayrıldık. Annemin 20 yaş dişi çekildi, diğerlerinin ise ameliyatla alınması gerekiyormuş. Ben anlamıyorum çıkmak için bu kadar çok canımı acıtan dişleri neden çekiyoruz.

Pazar günü de baktık hava biraz da olsa sıcak, annem de yemek yapmamış hemen sahile inelim dedik. Gitmişken doğum günü organizasyonumu da yapmış olduk. Bizimkiler yemekleri tadıp davetlilere hangisi ikram edeceklerini düşüne dursun ben kendime hemen arkadaş buldum.

Elif maalesef lojmanda yaşamıyor, o gün bir arkadaşlarını ziyaret için gelmişler. Ben kendisini çok sevdim. Bu arada Elif 3,5 yaşındaymış yakında ona yetişirim gibi geliyor. Babalarımız da çok iyi anlaşınca doğum günüme Elif'i de davet ettim, bakalım gelecek mi? Babam daha doğum günü davetiyemi hazırlamadı. Yapınca bloğuma ekleyeceğim, şimdiden söyleyeyim hepiniz davetlisiniz.

28 Temmuz 2008 Pazartesi

Dünyamıza Hoşgeldin Alya Su

İnci ve Özer çifti ile yaklaşık iki ay önce organik tarım yaptığımız tarla bölümünde tanışmıştık. İnci o zamanlar hamileydi ve ben hemen yanına gidip konuşmaya başlamıştım. Daha sonra karşılıklı ikramlarla yeni bir dostluğun başlangıcını atmış olduk. Ancak bir ay önce birden bire ortadan kayboldular. Nasıl olsa aynı kampüsdeyiz diye cep telefonlarımızı da almadığımızdan bir türlü kendilerine ulaşamadık. Duru'nun İnci teyzesi nereye gitmiş, ne olmuştu da haber bile verememişlerdi. Düşündükçe aklıma kötü şeyler geliyor, olmaması için dua ediyordum. Ta ki düne kadar... Dün eve dönerken Özer'i görünce kalbim çarpmaya başladı. Acaba sormalı mıydım, ya korktuğum cevapsa, ya onları üzersem diye bir süre kapının önünde bekledim. Eşim hadi artık girelim demeseydi Duru ile birlikte orada öyle bekleyecektim. Sonunda cesaretimi toplayıp kapıyı çaldım ve Özer'in gülen yüzünü görünce içim rahatladı. Sonra İnci'yi gördüm. Gözlerim hemen karnına takıldı, ben sormadan İnci içimi rahatlatan cevabı verdi: Bebeğim doğdu...O an da eşimle birlikte derin bir oh çektik. Evet Alya Su sonunda aramıza katılmıştı ama biraz fazla minikti. Alya bir süpriz yapıp yedi aylık ve 940 gr olarak dünyaya gözlerini açmıştı. Doğduğundan beri ( bir aydır) hala kuvözdeymiş. İnci şimdi daha iyi olduğunu, toparladığını ve bebeğine yakın olmak için İstanbul'da bir ev tutmak zorunda kaldıklarını anlattı. Bunları söylerken gülümsüyordu, bu belki de en güzeliydi. Çünkü biliyordu ki üzülüp, ağlamanın bir faydası yok. Minik bebeğinin hayata tutunmasına sulu değil gülen gözlerle, içindeki sevgiyle yardım etmeliydi. Şimdi merakla Alya Su'nun aramıza katılmasını bekliyoruz. Dualarımız seninle minik yürek, bütün gücünle asıl hayata...