Geçmiş Zaman Olur Ki etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Geçmiş Zaman Olur Ki etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ocak 2009 Çarşamba

Sil Baştan

Yazının başlığını düşünürken aklıma birden "La Linea" bizim bildiğimiz adıyla " Bay Meraklı" geldi. Nasıl da eğlenirdim, çizerin yaratıcılığını hayran hayran seyrederdim. Özellikle de Bay Meraklı'nın beğenmediği şeyleri silip yeniden yapması çok hoşuma giderdi. Eminim ki hatırlamışsınızdır kendisini ama bu postla alakası nedir diye sorarsanız işte cevabı:
Bir haftadır Duru'yla yemek ve uyku düzenimizi sil baştan yapıyoruz. Daha bir ay öncesine kadar herşeyi pütürlü yiyen, balığı, muzu, kerevizi, patatesi, kısacası yiyebildiği ne varsa püre haline getirilmeden bir çırpıda yiyen kızımda çiğneme tembelliği başladı. Ağzına biraz büyük bir parça gelsin diliyle dışarı itiveriyor. Şimdi yeniden çiğneme egzersizlerine başladık ama ilkinden daha zor oluyor. Bu arada Duru biberon kullanmadığı için bir ay sonra işe başlayacak bakıcımıza kolaylık olsun diye bardağa geçtik. Şimdilik yarım fincan kadar sütü içirmeyi başardım. Hatta kendisi bile artık bardakla içebiliyor. Bu en azından sil baştanın sevindirici kısmı oldu bizim için.
İkinci değişim ise uyku düzenimizde oldu. Kendi başına uyuyabilen prenses yatağının altındaki bezelye tanesinden olacak geceleri sürekli uyanmaya ve meme olmadan uyumamaya başladı. Yalancı emzik de kullanmadığı için her seferinde ben kendimi feda etmek zorunda kalıyorum ki bu da gece içerisinde beş altı kez olunca bayağı yorucu oluyor. Bakalım dün gece yine kendi başına uyudu ve gece hiç uyanmadı. Bunda bir kereliğine sekiz olan uyku saatini dokuza çekmemizin etkisi var mı bu gece anlayacağız.
Haydi bakalım... Sil Baştan....

6 Ocak 2009 Salı

Sis, Utkucuk, Güzel Bir Pazar Günü

Pazar günü sabahtan sadece denizin üstünü kapatan sis öğleden sonra her yeri kaplamaya başladı. Hayatım boyunca böyle sis görmemiştim. Nasıl da bir anda bastırmış, bütün planlarımızı alt üst etmişti.Şeker teyzemiiz Banu, eşi ve yine lokum tadında oğlu Utku bize geleceklerdi ve biz onlar için sahilde bir gün düşünmüştük. Deniz kıyısında yapacağımız piknik için sabırsızlanıyorduk ama sis yüzünden bu fikrimizi evde gerçekleştirdik. Biz ailece çok eğlendik, umarım sizlerde güzel bir gün geçirmişsinizdir.
Bizim ufaklıklar bir ara kendilerine oyuncak denizi yapıp içinde bayağı bir yüzdüler. Bu da bize iki çift laf etme imkanı tanıdı. Yoksa Duru'dan bir şey yapmak mümkün olmuyor. Ya yürütülmek istiyor ya da kucak. Bakalım büyüyünce bizi neler bekliyor. Keşke hava biraz daha güzel olsaydı da Utku'cukla dışarıda oynayabilseydiniz. Bu arada "cuk " eki de bana Utku'dan takıldı. O kadar güzel Duru'cuk diyordu ki duymalısınız. İnsanın defalarca söyletip dinleyesi geliyor.

6 Ekim 2008 Pazartesi

Sonuç " 0 " Mı?


Duru bugün 10 aylıkoldu.Bir kaç gün sonra rutin kontrolümüz için Ecmel Amca'yı ziyarete gideceğiz. Vermiş olduğu karbonhidrat takviyesi de kilo almamıza yardımcı olmadı. Herhalde Zinco'ya başlayacağız. Kahvaltı, sebze yemeği, yoğurt, muhallebi hiç birini doğru düzgün yemiyor. Severek yediği tek şey balık ve meyve. Altıncı aya kadar önüne ne koyarsak tüketen kızım sancılı Bodrum seyahatinden sonra bir anda kendini kilitledi. Üç aydır ayni kiloda, belki kilo vermiyor olması da bir şans ama üzülmeden yapamıyorum. Yemek düzeninde olduğu gibi uyku düzenimizde tamamen bozulmuş durumda. Kendi başına uyuyan, geceleri bir ya da iki kez uyanan kızım gitti yerine emmeden uyuyamayan ve geceleri sayısını hatırlayamadığım kadar çok uyanan bir kız geldi. Kaç aydır yorgunluktan ve üzüntüden göçmüş durumdayım. Bir anne olarak başarısız mı oldum. Sonuç " 0 " mı?
Ben bir Tracy Hogg annesi değilim,olmadım bundan sonra da olamam. Duru'yu kitaplara göre yetiştirmedim belki hata ettim belki doğru olanı yaptım bunu zaman gösterecek. Duru için elimden gelenin en iyisini yapmak istemiştim.Ye,yat,oyna üçleminde büyütmedim. Biz daha çok ye, çevreyi tanı, yeni şeylere dokun, keşfet, araştır, anne göğsünde dinlen,yat sınırsızlığında zamanı geçirdik. Peki sonuç " 0 " mı?

Nazi kampında büyüyen bir çocuğun hikayesi var,birgün bloglar arası gezerken belki rastlarsınız belki de çoktan rastladınız ama o kadar güzel işlenmiş bir hikayeydi ki farkına varamadınız. Belki işin iç yüzünü bilmesem ben de inanırdım her tarafı saran toz pembe mutluluğa. Kıskanıyor muyum, Duru'nun da sistematik bir çocuk olmayışını, günde 17,5 saat uymayışını, kaşıklar arası sürenin uzunluğuna ağlayışını, akşam 7 de yatıp sabaha kadar hiç uyanmayışını kendi rahatım için kıskanıyorum. Evet kıskanıyorum var mı daha ötesi. Anneliğimi onun anneliği ile kıyaslamalarını kıskanıyorum. Mükemmel anne diye önüme getirmelerini kıskanıyorum.

Canım kızım bu yazının cevabını sen ver.. Sonuç " 0 " mı?

29 Temmuz 2008 Salı

Biraz Da Nostalji

Canım kızım o kadar çabuk büyüyorsun ki...Kocaman bir dünyada kocaman bir kız olman dileğiyle.. Seni çok seviyoruz.... ( fotoğraftaki tarihlere aldırma baban yanlış ayarlamış).

11 Temmuz 2008 Cuma

Snoopy Artık Yok

Snoppy benim en sevdiğim çizgi karakterlerden biri. Aslında onun kadar çok sevdiğim bir çizgi karakter daha var mı diye düşününce verecek ikinci bir cevabım daha yok. Tek üzüntüm kızımın Snoopy tanıyamayacak olması. Nedeni ise ( aslında burda link versem daha doğru olacaktı belki ama kaç kişinin tıklayacağından emin olmadığımdan alıntı yapmaya karar verdim.) :

Steril bir kahraman: Snoopy Ünlü çizgi roman kahramanı Snoopy’nin 4 Ekim 1950’de başlayan kâğıttan macerası sona eriyor. Snoopy’nin ‘babası’ Charles Schulz, geçtiğimiz günlerde, kanser hastalığının ilerlemesi sonucu hastaneye kaldırıldı. 77 yaşındaki Schulz’un artık çizemeyeceği yolundaki açıklaması, milyonlarca Snoopy hayranında buruk bir duygu yarattı. 4 Ocak günü son karikatürünü çizecek olan Schulz, böylelikle 50 yaşındaki Snoopy’yi 21 yüzyıla da taşımış olacak. Snoopy karakterinin yer aldığı Peanuts çetesi, kalabalık bir aile sayılır. Yuvarlak ve kocaman kafalı Charlie Brown, cesur köpeği Snoopy, çalçene Lucy, sakar Linus ve bir grup tuhaf rol arkadaşı... Günümüzün savaşlı-dövüşlü bilimkurgu çizgi filmleri ve çizgi romanları ile kıyaslandığında, Snoopy’nin son derece ‘temiz’ ve öğretici bir kahraman olduğu düşünülebilir. Kimsenin canının yanmadığı maceralarda, Snoopy çocuklara iletişim kurmanın yollarını gösterir.



Bu yazı 19 Aralık 1999 tarihinde bir gazete yayımlanmış. Snoopy'nin son bölümü Charles Schulz'un hastalığının izlerini taşıyor. Son bölümde Snoopy kanser hastası bir kızla iletişim kurarak, onun hayata bağlanmasına yardımcı oluyor ve sonunda da minik kız, çizerinin yapamadığını yapıp kanseri yeniyor. Snoopy'nin son bölümünü gözyaşları içinde izlemiştim. Küçük kızın hali miydi bana dokunan yoksa bir daha snoopy göremeyecek olmak mıydı...Yıllar sonra eşimle tanıştığımda ona ilk anlattığım Snoopy' i ne kadar sevdiğimdi. O da bana nerden bulduysa içinde Snoopy'nin bir kaç çizgi filmi olan bir cd hazırlamış ama sessiz. Lakin ben o cd yi hiç açıp bakmadım. Tabi eşim buna çok bozuldu. Benim için uğraşıp yaptığı şeyi ben bir köşeye atıp unutmaya başlamıştım. Halbuki ben bunu yapamıyordum. Bir türlü elim cd ye gitmiyordu, belki sebep sessiz olmasıydı, belki de yıllar önce kaybettiğim dostumu yeniden görmenin verdiği acı. Biliyorum ki kalbim çok acıyordu. Otuz yaşında bir insan olmuştum ama içim acıyordu işte ne yapayım. Eşime anlatsam bunu anlar mıydı: Hiç denemedim.
Yıllarca Snoopy'nin oyuncaklarını biriktirmeye çalıştım. Fakat her şey de olduğu gibi bunun da bir pazarı olmuştu çoktan. Sonunda bir kaç oyuncağım oldu. Bunların bir kısmı şimdi yeğenimde, biliyorum ki emin ellerde. Ben de kalanlar ise bunlar. Canım yosunbukacığım senin için...



6 Temmuz 2008 Pazar

Tutamıyorum Zamanı

Öyle birden bire daldın ki hayatımıza, hazırlıksız, beklenmedik..Daha dün gibi babana varlığını söylediğim an. Nasıl da şaşırmıştı. Önce inanmamıştı... Dedim ya beklenmedikdin. Babanı ikna etmek bayağı zor olmuştu. Japonya'da saat gece yarısını çoktan geçmiş, İstanbul'da ise hala akşam üstü, baban yarı uykulu varlığını anlamaya çalışıyor. Bense kameradan babanın yüzündeki ifadelerin anlamını çözmeye çalışıyorum.
Belki de sevinememişti bu habere. Dile kolay tam 5,5 ay yanımda olamayacaktı. Senin içimde nasıl büyüdüğüne tanıklık edemeyecek, bütün olağanüstü ultrason görüntülerini kaçıracaktı. Ama en çok da benim için endişeleniyordu. Hele belimi inciterek yatağa mahkum olduğum o bir hafta yanımda olamadığına bir kez daha kahrolmuştu.
Hele ben bebeğim, nasıl üzülüyordum bir bilsen. Hastaneye her gidişimde, herkesi eşleri ile görmek öylesine yaralıyordu ki beni. Babanı, biricik aşkımı, canım kocamı öylesine özlüyordum ki. Daha mı bi duygusallaşmıştım ne..
Canım bebeğim öyle birdenbire daldın ki hayatımıza. Bir cuma öğleden sonrası öğrendim varlığını. Heyecan, korku, şaşkınlık hepsi birbirine karışıverdi kalbimde. Hala inanamıyordum. Anne olmaya hazır mıydım , daha kendim büyümemişken seni büyütebilecek miydim? Acaba?... Yo bu soruyu kendime sorduğum günler aklıma geldikçe kızıyorum kendime. Senin gibi bir varlığı nasıl tanırdım yoksa, nasıl öğrenirdim büyümeyi ve büyütmeyi.
O kadar hızlı geçiyor ki zaman. Bugün tam 7 aylık oldun. Ve ben iki ay sonra işe başlamak zorundayım. Nasıl ayrılacağım senden. Nasıl bırakıp gideceğim seni yabancı ellere. Neden tutamıyorum zamanı. Ya her anını doyasıya yaşayamadıysam. Canım kızım neden bu kadar hızlı büyüyorsun. Biliyorum en çok ben dedim, ah bir büyüse diye ama şimdi zaman yaklaştıkça istemiyorum, dursun zaman. Biz hiç ayrılmayalım.

29 Haziran 2008 Pazar

Voyage To Past


Doğum hikayemi burda uzun uzun anlatmaya gerek yok diye düşündüm. Çünkü annem daha ben doğmadan önce bir blog hazırlamaya başlamış. Biraz acemice de olsa benim dünyaya geliş şerefime tüm kabilenin heyecanını dile getirmeye çalışmış. Bu blog da teyzemlerin, annemin ve anneannemin benim için yaptıkları el emeği göz nuru hırkalar, kazaklar, yelekler,...vb. şeylere de yer vermiş. Bu aralar bana yardımcı olsa da ara sıra kendi bloğuna da yeni şeyler ekliyor. Neyse bu kadar reklam bir yana biz konumuza dönelim...
Bilim adamı bir baba ile bankacı bir annenin dünyaya gelmemekte ısrar eden, miadını doldurduğu halde anne karnıdan bir türlü çıkmak bilmeyen inatçı kızıyım. Annem normal doğumla dünyaya gelmem için çok çalıştı ama ben onun acı çekmesini istemediğim için doğumumu doğal akışına bırakmadım. Bu yüzden sevgili doktorumuz Meltem teyzenin de kararı ile epidural anesteziyle dünyaya getirildim. Halbuki içerisi o kadar rahattı ki, bıraksalar içerde yaşamaya devam edecektim. Ah ah ne güzel günlerdi o günler. :)