Duru'nun Yemekleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Duru'nun Yemekleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ocak 2009 Pazartesi

Pancar- Patates Çorbası

Ne zamandır Duru bugün ne yemiş bölümü yapmak istiyordum ama her gün yemek yapıp yedirmek için de çaba sarfedince akşama yemekle ilgili bir şey yapmak içimden gelmiyordu. Ama benim gibi hergün ne yedireceğim kaygısı taşıyan annelerle yaptığım tarifleri paylaşmak istiyorum. Tabi bunların bir kısmı benim uydur buldur yemeklerim ile bir kısmı da" Miniklerin Yemek Keyfi " adlı kitaptan
yaptığım yemeklerden oluşuyor. Bugünkü ilk tarifimiz kitabımıdan bir tarif, umarım minik melekler beğenirler.
Pancar- Patates Çorbası
Pişmiş bir kırmızı pancar
1 adet patates
150 ml süt
tereyağ
Patatesi yıkayın, soyun ve rendeleyin. 10-15 dakika kaynar suda pişirin. Soyulmuş ve küçük küpler halinde kesilmiş pancarı ekleyin.1-2 dakika daha pişirin. Süt ve tereyağ ekleyip blendırdan geçirin.
Pancarı nasıl pişireceğim diyorsanız yazarımız Nathalie Tuncer o konuda da bizi aydınlatıyor. "Kırmızı pancarlar kabuklarıyla pişirilir, yoksa renksiz olur. Tencere dibinde az suyla, pancarın büyüklüğüne göre pişme süresi 1 ila 1,5 saattir ( düdklü tencerede 35-45 dakika). Çatalın dişleri kolayca batıyorsa piştiğini anlarsınız."
Ben yazarın tavsiyesine uyup dört tane pancarı haşlayıp geri kalanıyla da pancar salatası yaptım. Bu işten en çok sevgili karlı çıktı çünkü pancara bayılır.
Bu arada yazarımızdan pancarla ilgili göz önünde bulundurulması gereken çok faydalı bir bilgiyi de unutmadan ekleyelim:" Pancar magnezyum, fosfor, potasyum ve A, B9, C gibi üç önemli vitamin içerir. Pancar yiyen bebeğinizin idrar ve dışkısının kırmızı renk alması sizi korkutmasın. Pnacarı bebeğinize sık sık sunmaktan kaçının, çünkü çerdiği oksalik asit kalsiyumu tutarak eksikliğine yol açabilir. Yanında yoğurt, süt gibi kalsiyumdan zengin süt ürünleriyle vermek doğru olur."
Resimde çorba pembe renkte çıkmış ama bildiğimiz kırmızı pancar renginde oluyor. Duru bugün yarım öğlen yarım da akşam olmak üzere toplam bir kase bu çorbadan içti. İlk deneyim için fena bir sonuç değildi.

4 Ekim 2008 Cumartesi

Kahvaltı

Dün hep beraber bir sabah kahvaltısı yapacaktık ama benim kahvaltı hazırlandıktan sonra uykum gelince bizimkiler uzun zamandan beri ilk defa başbaşa bir yemek yediler.
Uyumadan önce annemin tarifine göre babamın pişirmiş olduğu krebi süslemeyi başardım, tabi annişin yardımıyla. Annem hazırlamış olduğu kreblerin içine yemek saatine göre değişik malzemeler ekleyip servis yapıyor. Bazen sebze bazen de tavuk, mantar soteleyerek içine koyuyor, üstüne kaşar peyniri rendeleyip fırında peynirler eriyinceye kadar pişiriyor.
Annemin krep tarifi ise şöyle: 10 çorba kaşığı un
2 su bardağı süt
2 yumurta
1 paket kabartma tozu
biraz tuz
pişirmek için de sıvı yağ

18 Ağustos 2008 Pazartesi

Emzik Böyle Bir Şey Mi?

Dışarıda dolaşırken bakıyorum bebeklerin ağzında bir şey, cok cok sürekli emiyorlar. Ağızlarından çıkarıp iki laf etmiyorlar ki ne olduğunu anlayayım. Ben de ne yapayım anneme sordum: emzik dedi. Annemler bana emzik verme gereksinimi duymamışlar, ben de tabi istememişim. Lakin diğer bebeklerde göre göre canım çekti ne yapayım. Bizimkiler de sonunda pes edip bana bir emzik verdiler. Fakat anlamadığım bir şey var, benim emziğim niye diğerlerininkinden büyük... Meğer emziğe alışmayayım diye bizimkiler oyun yapmış ve bana emzik yerine güvenli meyve -sebze emziği vermişler. Maksat hem benim gönlüm olsun hem de biraz da olsa meyve yiyeyim. Fakat az önce çorbamı içmeyi red ettiğim için savaştan çıkmış gibiyim. Annem bu sefer emziğimin içine şeftali koymuş, tadı da pek güzel canım...

13 Ağustos 2008 Çarşamba

Yeni Tatlar

Pazar gününden beri bir şey yazmamışız. Aslında bu süre zarfında hayatımda pek de ilgi çekici şeyler olmadı. Ağzımın içinde iki tane diş var ama daha tam olarak büyümediler. Yemek yememeye ve bu yüzden anneannemin annemi hergün fırçalamasına da tam gaz devam. Annemle hergün emekleme ve yattığımız yerden oturur pozisyona geçme çalışmaları yapıyoruz. Yarı yatar pozisyondan oturur duruma geçebiliyorum ve şimdilik komando usulü emekleyebiliyorum. Fakat bu azimle gidersek herhalde bir aya kalmaz düzgün bir şekilde emekleyebilirim. Bu aralar babam beni hiç çalıştırmıyor, buradan ona da sesleniyorum: canım babam, hadi biraz daha azim. Biliyorum doktora tezini hazırlıyor ve deneyden deneye koşuyorsun. Eee bilim adamı olmak kolay değil ama ne olur canım babam tecrübelerine ihtiyacım var. Yoksa geceleri seni istemiyorum diye bana küstün mü? Fakat bu aralar biraz daha fazla anne kokusuna ihtiyacım var, dişlerim canımı çok yakıyor ve annemin göğsünde rahatlayabiliyorum. Hele şu dişlerim bir çıksın yine senin şirin kızın olacağım.


Dişlerim çok kaşınıyor, ne bulsam ağzıma götürüyorum. Annemler de hem karnım doysun hem de dişime soğuk soğuk masaj olsun diye bir armut verdiler ki sormayın. Ben armutu sonunda un ufak ettim ama dişlerimle değil ellerimle. Hatta geçen gün bir havuç vermişlerdi ki havuç ortadan ikiye bölündü, nasıl oldu anlayamadım. Çok mu güçlüyüm nedir?

8 Ağustos 2008 Cuma

Bir Duru'ya Bir Bize

Her ne kadar Duru yemesede her öğlen minik hanımefendiye çorba yedirmeye çalışıyorum. Doktoru sakın ama sakın zorlamayın demiş. Biz de öyle yapıyoruz ama yine de içim rahat etmiyor. Ne yapalım hep böyle gidecek değil ya... Duru'nun bugünkü çorbası neymiş: Yoğurt Çorbası.. şimdi mutfakta soğumaya bıraktım, tabi Duru'nun kendisini yemesi için sabırsızlıkla bekliyor.

Yoğurt Çorbası

3 çorba kaşığı yoğurt
1 çorba kaşığı haşlanmış pirinç
2 çorba kaşığı haşlanmış kabak
1 çay kaşığı zeytinyağ
5o ml su

Bir tencereye yoğurdu, haşlanmış pirinci, kabağı ve suyu ekleyerek pişiriniz. Yağı sonra ilave ediniz. Kabak ve pirinci haşladıktan sonra blendırdan geçiriyordum ama artık pütürlü yemeye alıştığı için bir daha ki sefere ezmeyi deneyeceğim.

Bu da bizim için Soya Fasulyesi Çorbası. Tarifini
burada bulabilirsiniz. Ama ben yine de yazayım dedim. Tarifte soya fasulyesinin haşlama önerisi olarak 50 dakika demiş fakat benimkiler çok inatçı çıktı haşlanmak bilmedi. Galiba su da bekletme sürem tarife göre biraz daha azdı. Tarifin de tarifinde et suyu kullanmışlar, ben et bulyon kullandım. Sağlıklı mı değil mi bilemiyorum. Fakat eşim çorbalarda et tadını seviyor bense nefret ediyorum. Bulyonla orta yolu bulmaya çalışıyorum. Şimdi farkettim çorba piştikten sonra tereyağını ve naneyi eritip çorbanın üstüne gezdirmek gerekiyormuş. Ben naneyi tereyağsız çorbanın içine atıvermiştim. Ama pişmesine 1-2 dakika kala. Sonuçta sonucun iyi olduğu bir çorba çıktı ortaya. Denemek isteseniz asıl tarife de bir göz atın derim.

1 su bardağı soya fasulyesi

2 adet domates

1 adet soğan

1 çorba kaşığı domates salçası

1 çorba kaşığı pilavlık bulgur

2-3 çorba kaşığı zeytinyağı

7 su bardağı su

tuz, karabiber, pulbiber, kuru nane

1 çorba kaşığı tereyağ

Bir gece önceden suda beklettiğim soya fasulyelerini yumuşayana kadar iyice haşlayın. Haşlama suyunu dökün. Soğanı yemeklik doğrayıp domatesleri rendeleyin. Doğranmış soğan ve zeytinyağını tencereye alıp soteleyin. Rendelenmiş domates ve domates salçasını ekleyip özleşene kadar 4-5 dakika pişirin. Haşlanmış soya fasulyelerini ekleyip karıştırın. Üzerine 7 bardak su ekleyip kaynamaya bırakın. Kısık ateşte kaynayan çorbaya bulguru ekleyip kaynamaya bırakın. Bulgur pişince tuz, karabiber ve pulbiber ekleyip 1-2 dakika daha pişirin.Ben naneyi de işte tam bu sırada ekledim.

24 Temmuz 2008 Perşembe

Yemek Yedirmek Bir Sanattır

Bugünlerde gerçekten Duru'ya yemek yedirmek benim için yapması çok zor bir sanat dalına dönüşmeye başladı. Çok emek isteyen, sırıksıklam terleten ama sonunda güzel bir şey ortaya konan bir sanat sanki. Çok sevdiği meyveyi bile rededer oldu. Canım kızım sana ne oldu. Bugün kızıma şöyle besleyici bir çorba hazırlayayım dedim. Mağlum kaç gündür doğru düzgün bir şey yemiyordu. Üstelik artık bir mama sandalyesi vardı ve bizimle birlikte yemek masasında olabilecekti. Ama nerdeeee.... Yaklaşık bir saat süren yemek yedirme maceramızın sonunda kasenin sadece yarısını yiyebildi. O da binbir oyun ve reklamlarla. Doktoru diş çıkarmanın buna sebep olamayacağını söyledi. Kendisi idrar yolu iltihabından şüphelendi ve test yapılmasını istedi. Fakat bizim cadı buna da izin vermedi. Huysuzluğu geçince yine deneyeceğiz.Umarım bir şeyi yoktur. Sadece arsızlık yapıyordur. Bazen karar vermek ne kadar da zormuş. Gözyaşlarına teslim olup kucağa almak mı yoksa büyüklerin dediği gibi çok kucağa almayın alışmasın lafı mı? Ben her seferinde teslim oluyorum. Hele ağlarken gözlerimin içine bakarak anne beni kucağına al demiyor mu, işte o an teslim bayrağını çektiğim an. Ama yine de elimden geldiği kadar babasının hayır dediği şeylerde evet dememeye çalışıyorum. Duru'yu sert ve katı kurallarla büyütmek istemiyorum ama bir yandan da ya çok şımarırsa diyorum. Ne olacak bakalım merakla bekliyorum. Duru mutlu ve huzurlu olsun bana yeter.


Canım arkadaşım Yosunbuka Duru'nun yemekleri diye bir bölüm yapmamı önerdi. Aslında fena fikir değildi hani. Ama dediğim gibi bu aralar Duru'ya yemek yedirmek beni çok yoruyor ve daha sonra yemekle ilgili bir şeyle uğraşmak istemiyorum. Ancak en kısa zamanda böyle bir bölüm yapacağım. İlk adım olarak bugün yaptığım çorbanın tarifini vereyim. Yalnız hemen belirtelim ki Duru 7,5 aylık ve çorbada ona göre hazırlandı. Bebeğinizin ayına göre neleri yiyebileceği konusunda doktorunuza danışmalısınız.


Sütlü Sebze Çorbası
1 küçük boy patates
1 küçük boy kabak
bir kaç dal maydanoz
iki dal ıspanak
su
iki ölçek aptamil 2 ( Duru2nun kilo kaybı olduğu için dönüşümlü olarak çorbalarına ekliyorum)
bir çay kaşığı zeytinyağı
Patatesi küp, kabağı da halka şeklinde doğrayın, maydanoz ve ıspanak ile birlikte yaklaşık 20 dakika haşlayın. Tel süzgeçten geçirin. Pişdikten sonra içine zeytinyağı ilave edin.

23 Haziran 2008 Pazartesi

Uf! Çok Yoruldum


Bu pazar benim için çok eğlenceli bir o kadar da yorucu geçti. Sabah yine her zamanki gibi saat 06.00 da uyandım. Kahvaltımı ettim, bol bol mızmızlandım ve bir saatlik kısa bir uykudan sonra güne hazırdım. Havanın çok da sıcak olmamasını fırsat bilerek ailece kampüsde dolaşmaya çıktık. Önce babamın organik tarım yaptığı tarlamızı suladık. Sonra yol boyunca elma, armut, kayısı, vişne, erik,... ne kadar meyve ağacı varsa hepsinden tada tada çocuk parkına geldik.

Oyuna başlamadan önce annemin hazırlamış olduğu sebze çorbasını bir güzel mideye indirdim. Bu arada futbol oynayan çocukları da büyük bir ilgiyle izledim. Ben de o kocaman topa vurmak istedim ama bunu bir türlü bizimkilere anlatamadım. Sadece uzaktan izlemekle yetindim. Fakat birgün ben de kocaman olacağım ve istediğim kadar, istediğim her şeyle oynayabileceğim..

Aslında bizimkilerin de hakkını yememem lazım..Beni eğlendirmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Çok eğlenceli bir pazar günüydü...Salıncakta sallandım, kaydıraktan kaydım, oyuncak eşşeğin üstünde şen kahkahalar attım.
Sonunda eve dönüş yolunda sızıp kaldım. Aslında böyle dediğime bakmayın eve girer girmez yine bir kaplandan farksızdım.