Annem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Annem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Mayıs 2009 Cumartesi

Kanatsız Meleklerim

Portakal ve limon çiçeklerinin kokusu içinde büyülü bir düşdeyim. Kanatsız meleklerim bugünü güzel kılmak adına ellerinden geleni yaptılar. Sabah sıcacık bir sarılışla başladı herşey, arkasından bugüne anlam katan en güzel hediyeyi verdiler. 17 ay sonra ilk defa anne dedi. Meğer sevgili ile kaç aydır çalışıyorlarmış. Hep kendimi çok şanslı görmüşümdür. Çünkü ben anneler günü doğmuşum. Ama ne yazık ki sadece 7 yılda bir denk geliyor. Demekki seneye aynı güne denk gelecek.
Hava güzel, karnımız aç,yeni bir mekan keşfetmişiz,üstüne üstlük bir de benim doğumgünüm yine düştük yollara. Yeşillikler içerisinde hoş ve keyifli bir mekan burası: Ser Çeşme. Biz kahvaltımızı ederken Duru'da hiç durmadan ordan oraya koşturup durdu. Hayvanları çok seven civcivim mini çiftliğin başından ayrılmak bilmedi. Aslında bugüne ait çok şey yazmak istiyorum ama resimler kadar kelimelerimin iyi olmamasından korkuyorum. Bu yüzden bırakalım resimler konuşsun.




18 Mart 2009 Çarşamba

Çakıl Taşları

Her geçen gün ayakların daha bir sağlam basıyor yere, attığın her adımı önceden ölçüp tartıyorsun sanki, önüne çıkan engellere aldırmadan hedefine ulaşıyorsun. Bense işte geçirdiğim her anda senin büyüdüğünü kaçırdığımı anlıyorum. Yoluna çıkan çakıl taşlarını temizlemek için dönmüştüm işe ama sen ne kadar güçlü olduğunu bir kez daha gösterdin bize. Sadece yanımda ol anneciğim der gibi çakıltaşlarının çıkardığı sesleri dinlettin bana. Sadece yanımda ol anneciğim, sadece elimden tut, uyandığımda seni göreyim başucumda, biliyorum ki tek istediğin bu. Benimde tek istediğim bu.

15 Mart 2009 Pazar

Annemin Yokluğunda

uyandım uykudan aradım seni
sağıma soluma bakındım anne
geceler çok soğuk, sessiz ve karanlık
üşüdüm, üstümü örtsene anne


Sabahları uyandığımda annemi görememek o kadar çok üzüyor ki beni. Bütün gün boyunca gözlerim kapıda annemin yolunu gözlüyorum. Sıcaklığını hissedebilmek için montunu giyiyorum. Annemin yokluğunda ateşim yükseldi, çok hasta oldum. Ama iyi ki de hasta oldum, işe döneli 3 gün olmuşken annem izin alıp yanımda kaldı. Babamla birlikte nöbetleşe başımda beklediler. İkisinide o kadar çok seviyorum ki, keşke annem hiç işe gitmese, hep benimle kalsa. Akşamları ben uyumadan önce eve yetişebilmek için duraktan durağa koşup üç araca binerek 2 saatlik bir yolculuktan sonra gelebiliyor. Sibel Teyzenin tayininin çıkmasından sonra eski işyeri hiç de keyifli değilmiş, canı çok sıkılıyormuş. Canım anneciğim inşallah tayinin bir an önce çıkar ve daha mutlu bir iş ortamın olur.

Ve sevgili teyzeciğim bir an önce iyileşmeni diliyorum. İnşallah sonuçlarda iyi çıkacak ve bir an önce aramıza döneceksin.

23 Şubat 2009 Pazartesi

Sar Beni Sevginle

Sar beni sevginle, ne zaman bu reklamı seyretsem gözlerim doluyor. Belli belirsiz anılar canlanıyor gözümde, hatırlamak için zorluyorum kendimi olmuyor. Kıyısından köşesinden bile yakalamıyorum o anı. Ama bir bilseniz içim nasıl özlem dolu, annemin kucağını özledim. Keşke hatırlayabilseydim annemin kucağını, ağladığımda beni nasıl sarıp sarmaladığını. Şimdi kızımı büyütürken daha iyi anlıyorum o kucağın sıcaklığını. Duru daha küçüktü, ağlıyor, bir türlü uykuya dalamıyordu. Önce sevgili bütün evi dolaştırdı kucağında, kulağına şarkılar fısıldadı, olmadı. Sonra o küçücük bedeni kollarımın arasında koltuğa oturup sallanan sandalye taklidi yaparak huzur içinde uykuya dalışını seyrettim. İşte o an annemi ne kadar özlediğimi bir kez daha anladım. Ben de kaç aydır yorgun ve uykusuzdum. Annemin kucağında uyumaya ihtiyacım vardı. Oysa annem benden kilometrelerce uzakta bense bunun için artık koca kazık olmuştum.
İstiyorum ki Duru hiç kucağımdan inmesin, doya doya sarayım sevgimle, ısıtayım üşüyen minicik ellerini. Koca kazık olduğunda bile...

3 Şubat 2009 Salı

Puzzle

Mukavva ve karton almayı beklersem hiç yapamayacaktım. Dün sevgili ders çalışırken onu yalnız bırakmamak adına uykuyla mücadele tekniği olarak ilk puzzle'ı yaptım.Hafta sonu Duru'nun dolabını yerleştirirken hiç açılmamış bodylerin içinden çıkan kartonu ne olur olmaz diye saklamıştım. İyi ki de saklamışım yoksa çarşıya ineceğim yoktu. Sevgilinin önerisi üzerine ikinci puzzle tahta üzerine yapacağım. Yapması benden, gerekli malzemeler sevgiliden, oynaması küçük hanımefendiden.

29 Ocak 2009 Perşembe

İlk Ciddi Kaza

Korktun, korkuttun... Her zaman ki düşmelerden biri sandım. Ağlıyordun, belli ki canın yanmıştı. Yanına geldim, düştüğün yerden seni kaldırdığımda ağzının kenarından sızan kanı gördüm. Önce dişlerine baktım yerinde mi diye, seni kucağıma aldığım gibi nereye gideceğimi bilemeden sevgiliye seslendim. Sen kucağımda bir salona bir banyoya gidip ne yapacağımı bilmeden dolanıyordum. Sevgili gelip seni kucağımdan aldı, bol suyla ağzının içini yıkadı. Bense üstünü sırılsıklam yaptığı için içimden sevgiliye kızıp duruyordum. Yeni giysiler alıp üstünü değiştirmek için kucağıma oturttuğumda gözyaşlarını dindiremediğim, seni gözümden sakınamadığım için sen ne biçim bir annesin diyordum kendime. Neden engel olamamıştım, neden yanında olamamıştım. Ben bu düşünceler içindeyken içerden sevgilinin sesi beni kendime getirdi. Doktorunu aradım, rahat ol, dişlerini kontrol edeceğiz, damak yarılmamışsa problem yok diyordu. Sevgilinin muayenesi sonucunda dişler sağlam, dudağımız patlamış, silikon taktırmış gibi.
Yeri gelmişken kalıcı dişler ile ilgili olarak diş hekimimizin verdiği bir bilgiyi paylaşmak istiyorum. Şayet çocuğunuzun kalıcı dişi her hangi bir kaza sonucu yerinden çıkarsa dişi kök kısmından değil de ucundan tutup ( ne kadar kirli, çamurlu, vb. olursa olsun ) bir bardak sütün içine atıp en kısa zamanda diş hekiminin kapısını çalıyorsunuz ve dişi yerine yerleştiriyorlar. Ama burada zamanın çok büyük bir önemi var.

26 Ocak 2009 Pazartesi

Acemi Picasso


Duru büyüdükçe sevgili ile birlikte acaba gelişimine nasıl katkıda bulunabiliriz diye daha sık düşünmeye başladık. Geçenlerde gördüğümüz bir blog sevgilinin aklına evin duvarlarını boyamak fikrini getirdi. Biraz daha büyüyünce verelim eline boya ile fırçayı istediği gibi boyasın dediğinde doğrusu oldukça heyecanlandım. Bu benim için yıkanacak daha çok lekeli çamaşır, bitmeyen boya temizliği ama en önemlisi Duru'nun görülmeye değer neşesi demekti. Tıpkı bugün olduğu gibi. Keşke o anların fotoğrafını çekebilseydim ama her tarafımız boya olduğu için bari kamera temiz kalsın dedik. İkinci denememizi sevgili evdeyken yapacağız ki her anını görüntüleyebilelim.
Biz bu çalışmamızda sulu boya ( şu anda evde olan tek boya olduğu için, siz isterseniz başka bir boya da kullanabilirsiniz), resim fırçası ve beş parmak kullandık. Duru bir ara suluboyalı suyu içtiği için ona engel olma çabam sırasında parmaklar karıştı. İşaret parmağı yerine başparmağı basınca arıların kanatları kendileri kadar besili oldu. Bu arada Duru'da kendisine getirdiğim suyu yere döküp içinde yüzmeye başlamıştı bile. Minik Picasso'nun hasta olmaması için resmi bırakıp temizlenme işine başladık fakat bizim kız durur mu içine sinmemiş olacak ki üstünü giydirirken kaçıp kaçıp resimdeki hataları düzeltiyordu. Bir daha ki sefere teldeki kuşlar konulu bir çalışma yapmayı planlıyoruz. Bizimle bu eğlenceyi paylaşmak isteyen herkesi bekliyoruz. Daha boyanacak bir sürü duvar var.

28 Aralık 2008 Pazar

Bu hafta sonu annem bir kaç saat yalnız takılma planları kuruyordu. Beni babama bırakıp alışverişe gidecek ve babamla bana süpriz yılbaşı hediyeleri alacaktı. Ancak annemin babamın hafta sonu deney yapması gerektiğinden haberi olmadığı için bunu öğrendiğinde bayağı üzüldü. Ben de hiç beklenmedik şekilde sabah geç kalkınca annemin bütün planları suya düşmüş oldu. Bizde pazar günü ailece hazırlanıp en azından market alışverişimizi yapalım dedik ama son sürat çünkü babamın saat 12 de deneyini yapması gerekiyordu. Bu hafta sonu ilk defa bilim adamı bir babamın olmasını istemedim, onu o kadar az gördüm ki. Doktorası bitene kadar böyle olacakmış, hatta yarın gece eve de gelmeyip çalışacakmış. İnşallah doktorası bir an önce biter de ben de babamın daha çok görürüm.

24 Aralık 2008 Çarşamba

İçimden Geçenler

Uzun zamandır kendimle ilgili bir şeyler yazmak istiyorum olmuyor, kafamdakiler ya sansür engeline takılıyor ya da yorgunluğuma. Şimdiyse minik meleğim uyurken iki satır bir şeyler yazayadım dedim, bloğumu yok şu okuyormuş yok bu görürmüş diye çekinmeden, sansürlemeden, içimden ne geçiyorsa O...

Bunu özellikle yazıyorum mesela, üst kat komşumuzdan hiç haz etmiyorum. Sabahın 7' sinde başlayan gürültülerinden, apartman boşluğunda bağırarak konuşmalarından, vurdumduymazlıklarından nefret ediyorum. Özellikle de evlerine temizliğe gelen bayanla bir gün iyiden iyiye kavga edeceğim. Bütün uyarmalarıma rağmen bugün yine tepemden aşağı suyu boca edip -sözde balkon yıkıyor- , kilim çırptı. Bir de bana demez mi benim temizliğe geldiğim günler sen de çamaşır yıkama diye. Oldu canım , yanına bir de kahve ister misin? Geceleri kimse rahatsız olmasın diye Duru her mızıldadığında yanına koşup, her gördüğümde komşulardan özür dilerken bu yapılanlar beni çileden çıkarıyor. Neyse ki mayıs ayında lojmanı boşaltıyorlar. Gece gündüz yerlerine daha anlayışlı ve sessiz insanlar gelsin diye dua ediyorum.

Bir de alt komşum var, kendisi Rus, öyle etliye sütlüye karışan birileri değiller ama oğulları bizim kızın gönlünü çaldı. Şimdiye kadar bir kere karşılaştılar ve bizim kız çocuğun peşinden ayrılmadı. Yukarıdan gelen gürültüler kesildiği zaman kendimi hemen yatak odasına atıyorum ve alt komşumuzun sihirli parmaklarından dökülen müziği dinliyorum. Gerçekten çok güzel çalıyor. İlk karşılaşmamızda piyanoyu siz mi çalıyorsunuz diye sorduğumda, "evet, yoksa sizi rahatsız mı ettim" diye sordu, inceliğe bakar mısınız. Bir gün Duru'yu da alıp kapısını çalmayı düşünüyorum. Duru müzik dinlemeyi çok seviyor, belki küçük bir konser hoşuna gider.
Bugün sinirliyim ya yazdıkça yazasım geliyor.Neyse daha duygusal ve güzel şeyler yazmak istiyorum. Bir sonraki içimden geçenler bölümünde...

6 Ekim 2008 Pazartesi

Sonuç " 0 " Mı?


Duru bugün 10 aylıkoldu.Bir kaç gün sonra rutin kontrolümüz için Ecmel Amca'yı ziyarete gideceğiz. Vermiş olduğu karbonhidrat takviyesi de kilo almamıza yardımcı olmadı. Herhalde Zinco'ya başlayacağız. Kahvaltı, sebze yemeği, yoğurt, muhallebi hiç birini doğru düzgün yemiyor. Severek yediği tek şey balık ve meyve. Altıncı aya kadar önüne ne koyarsak tüketen kızım sancılı Bodrum seyahatinden sonra bir anda kendini kilitledi. Üç aydır ayni kiloda, belki kilo vermiyor olması da bir şans ama üzülmeden yapamıyorum. Yemek düzeninde olduğu gibi uyku düzenimizde tamamen bozulmuş durumda. Kendi başına uyuyan, geceleri bir ya da iki kez uyanan kızım gitti yerine emmeden uyuyamayan ve geceleri sayısını hatırlayamadığım kadar çok uyanan bir kız geldi. Kaç aydır yorgunluktan ve üzüntüden göçmüş durumdayım. Bir anne olarak başarısız mı oldum. Sonuç " 0 " mı?
Ben bir Tracy Hogg annesi değilim,olmadım bundan sonra da olamam. Duru'yu kitaplara göre yetiştirmedim belki hata ettim belki doğru olanı yaptım bunu zaman gösterecek. Duru için elimden gelenin en iyisini yapmak istemiştim.Ye,yat,oyna üçleminde büyütmedim. Biz daha çok ye, çevreyi tanı, yeni şeylere dokun, keşfet, araştır, anne göğsünde dinlen,yat sınırsızlığında zamanı geçirdik. Peki sonuç " 0 " mı?

Nazi kampında büyüyen bir çocuğun hikayesi var,birgün bloglar arası gezerken belki rastlarsınız belki de çoktan rastladınız ama o kadar güzel işlenmiş bir hikayeydi ki farkına varamadınız. Belki işin iç yüzünü bilmesem ben de inanırdım her tarafı saran toz pembe mutluluğa. Kıskanıyor muyum, Duru'nun da sistematik bir çocuk olmayışını, günde 17,5 saat uymayışını, kaşıklar arası sürenin uzunluğuna ağlayışını, akşam 7 de yatıp sabaha kadar hiç uyanmayışını kendi rahatım için kıskanıyorum. Evet kıskanıyorum var mı daha ötesi. Anneliğimi onun anneliği ile kıyaslamalarını kıskanıyorum. Mükemmel anne diye önüme getirmelerini kıskanıyorum.

Canım kızım bu yazının cevabını sen ver.. Sonuç " 0 " mı?

28 Eylül 2008 Pazar

Yağmurda Yürümek


Dışarıda ne zamandır özlediğim yağmur, içimde bu havalara özgü keder, başımda bir türlü gitmeyen grip. Dışarı çıkmak istiyorum, sevgilinin biraz kızgın sesi: " hayır, hastasın!" Bir bahane bulup kaçmaya çalışıyorum, bari ilaç alayım, " olmaz, ben gider alırım. " Ama çok özledim yağmurda dışarda dolaşmayı, "olmaz."

26 Eylül 2008 Cuma

Hastayız

Ana kız hastayız. Çarşamba günü gittiğimiz doktor kontrolümüzde sıra bekleyen bütün çocuklarda boğaz ağrısı ve öksürük vardı. Hepsinden köşe bucak kaçmamıza rağmen ikimizde şifayı kaptık. Boğazım çok ağrıyor, gözlerim yanıyor ama annelik vazifesi dur durak tanımıyor. Dün gece belki ağrıdan belki keyfinden Duru bir türlü uyumak bilmedi. Tabi ki ben ve babası da. Sabaha karşı uykuya daldığımda sağolsun bizi uyandırmayı kendine görev edinmiş üst kat komşumuz iki gıdım uykuyu çok gördü. Hastalığı sizlere bulaştırmamak için iyileşene kadar yokuz. Mağlum hastalık sadece bedeni değil ruh halini de etkiliyor. Bu arada emziren anneler için kullanılabilecek bir ilaç ya dabitkisel bir şey bileniniz var mı? Şimdilik ıhlamurla idare ediyorum.

22 Eylül 2008 Pazartesi

Sobe

Duru'nun tatlı teyzesi Yosunbuka bizi sobelemiş. Hem de tam iki kere. Bu sefer ki sorular hem kolay hem zor gibi, bakalım nasıl cevaplar vereceğiz. Üzerinde düşünmeden tamamen doğaçlama olacak. Kafamda cevabını bekleyen bir sürü soru, yapmam gereken işler ve çalışmam gereken bir sınav var.O yüzden cevaplarımın kısalığı için şimdiden özür dilerim.
İlk sobemiz Kadınlar Ne İster.... Benim cevaplarım yerine daha eğlenceli ve orjinal bir cevap isterseniz buraya bakabilirsiniz. Şimdi gelelim bana kadınlar yani ben ne isterim.
Aslında çok şey isterim. Sabah kahvaltısı hazırlamasını, ütü, çamaşır, bulaşık, temizlik,çocuk bakımı, masaj, sürekli bir arzun var mı diye sorulması,....,diye uzar gider. Ama en çok saygı, bir ömür boyu sevilmek, zorlanmamak, aşşağılanmamak, ezilmemek,....,diye uzar gider. Aşağıdaki hikayeyi http://www.kadinlarneister.org/ da buldum, belki çoğunuz biliyordur,bilmeyenler ve site site gezmek istemeyenler için...

Bu arada minik prensesimin de istekleri varmış, eee ne de olsa o da küçük bir hanımefendi: Daha çok oyun, daha çok atta, daha çok em em...


Kral Arthur bir soruya doğru yanıt verirse, hayatı kurtulacak aksi halde ölecektir..Soruya doğru yanıt verebilmesi için 1 yıl süresi vardır.. Soru aynen şöyledir:`KADINLAR NE İSTERLER?`Bu soru tabii ki dünyanın en zor sorusu.. Ancak Kral`ın fazla . bir tercih şansı yoktur.. Ülkesine geri döner, türlü alimlere, bilirkişilere danışır, ama soruya tam tatmin edici ve doğru olduğuna inandığı bir yanıt bulamaz..Sorunun cevabını bir tek yaşlı bir cadı`nın bildiğini söylerler..Artık en son gün gelmiştir ve Arthur mecburen cadıya gider.. Cadı sorunun cevabını vereceğini söyler, ama bir şartı vardır:`Bu sorunun cevabını aldığında ve ölümden kurtulduğunda en iyi ve en yakışıklı şövalyen ile beni evlendireceksin..`Arthur yakın arkadaşı olan şövalyesini, yaşlı cadıya feda etmek istemez, bunu kabul edemeyeceğini söyler.. Ama arkadaşı, Arthur`un hayatını kurtarma pahasına cadıyla evlenmeyi kabul eder ve sorunun cevabını isterler..Yaşlı cadı, Arthur`un hayatını kuracak cümleyi fısıldar:`KADINLAR HER ZAMAN ZORLAMAYLA DEĞİL, KENDİ ÖZGÜR İRADELERİYLE KARAR ALMAK İSTERLER`Cevap doğrudur.. Arthur`un hayatı kurtulur..Ama yakın arkadaşı şövalyenin hayatı sönmüştür..Yaşlı cadı ile evlenmek ve bir ömür geçirmek zorundadır..Gerdek gecesi odaya girer.. Ancaaaak, odaya girdiğinde karşısında cadı yerine dünyanın en güzel kadını vardır.. Şövalye şaşırır ve sorar:-Sen kimsin?..Cadı cevap verir:-Ben evlendiğin kadınım..` -Nasıl böyle genç ve güzel oldun?..-Gündüzleri son derece çirkin, geceleri son derece güzel olurum.. Ama istersen gündüzleri son derece güzel geceleri, geceleri çirkin olurum.. Nasıl gözükeceğime sen karar vereceksin..Şövalye bir süre düşünür.. Geceleri mükemmel bir sevgili mi , yoksa gündüzleri eşiyle beraber kazanacağı saygınlık ve görüntü mü?..Bir türlü karar veremez.. Sonunda şöyle der:Nasıl olmak istediğine sen karar ver lütfen, ben senin her haline karşı saygılıyım..Kararı cadıya bırakmış, onun isteğine saygı göstermiştir..Cadı bu durum karşısında çok sevinir.. -Sen bana seçme özgürlüğü verdin ve beni kısıtlamadın şövalyem.. Bu yüzden ömür boyu hem gece hem gündüz yanında güzel ve saygılı biri olarak gözükeceğim..



Gelelim ikinci sobeye, soruları kopyalayıp cevap vermeye.


İsminiz?

Mukaddes

Nerelisiniz?

Ankara

Yaşadığınız Yer?

Biricik aşkı, canısı sevgilisinin yanı..:) Şu anda beş yıllığına Gebze/Kocaeli..

Mesleğiniz?

7 sene önce işsizlikten bankacı oldum, bir daha da ayrılamadım. Ama sevdiğimden değil yeni bir şeyler denemeye cesaretim olmadığından.

Hobileriniz?

Bu aralar ev hanımlığı, turşu kurmak, minik prensesime bir şeyler örmek, bir de organik tarım yapmak.

Evli misiniz?

Hayallerimin kahramanıyla!

Kaç Çocuğunuz Var?

Meleğim, kızım, her şeyim: Duru'm var.

En Sevdiğiniz Yemek?

Yediğim bütün yemekler en sevdiğim yemektir çünkü çok yemek seçerim.

En Sevdiğiniz Tatlı?

Dondurma, tatlıdan sayılır mı?

Sevdiğiniz Müzik Türü?

Klasik, jaz, bazen çok hareketli bazense çok slow şarkılar, ruh halime göre. jewel ve james blunt bu aralar en sık dinlediğim şarkıcılar arasında.

Nerelere Gitmek İstersiniz?

Paris'e bir daha kızımla beraber gitmek isterdim. En çok merak ettiğim yerlerden Mykonos,Santorini, Makedonya, Macaristan, Fas. Kısmetse önümüzdeki sene Duru'muzla İtalya'dayız.


Sorular bittiğine göre galiba ben de sobeleyebilirim.Hımm kimi sobelesem acaba? Bakayım sobelenmeyen ve benim tanıdığım kim var. Sibelin Penceresi , Berk’in Dünyası ebe sobe...

8 Ağustos 2008 Cuma

Duru Bir İnci Çingenelikte Birinci


Gün geçtikçe daha da bir yoruyorsun bizi, geceleri sebepsiz yere ( ama bizim için kim bilir senin sıkıntın var ) uyanıyorsun. Artık seni yalnız bırakamıyorum, arkamdan ağlıyor, kucağıma gelmek istiyorsun. Geceleri bir sonraki gün için enerji depolayamıyorum. Beşten sonra saymayı bırakıyorum, kaç kere uyandığını. Biliyorum ki yalnız değilim, bir çok anne gibi ben de bu sıkıntılı günlerin geçeceğini biliyorum ama zamanını bilememek üzüyor beni. Kaç gecedir sen yatağa ben de yatağa. Minik meleğim uyanana kadar ne kadar uyusam kardır diyorum. Ama ne mümkün sanki hissediyorsun ve biraz önce uykuya dalan sen değilmişsin gibi yine cin kesiliyorsun. Canım kızım bu kadar enerjiyi nereden buluyorsun. Gündüzleri sen uyuyunca dinlenmek istiyorum bu sefer de yukarıdaki komşunun gürültüsü buna engel oluyor. Canım kızım biliyorum canın yanıyor ama bu gece uyanmasan olur mu? Annenin seninle daha iyi ilgilenebilmesi için biraz dinlenmesi lazım.

26 Temmuz 2008 Cumartesi

Annem ve Ben

Seninle ilk anneler günümdü. Heyecanlı olmasına heyecanlı ama bir o kadar da yorgun ve telaşlı. Çünkü birgün önce yeni evimize taşınmış, doğanın içinde yeni bir yaşama başlamıştık. Etrafta açılmayı bekleyen bir sürü koli, eşyaları biran önce yerleştirmeye çalışan anneannen ve o anın tadını çıkarmaya çalışan baban, bir de bugünün sıradan bir gün olmadığını düşünen ben. Acaba anlayacak mıydın? İki günce doğumgünümde ayak üstü kestiğimiz pastanın üstündeki mumlara saldırdığın gibi mi olacaktı. Belki de her şey üst üste gelmişti ve ben çok şey bekliyordum. Ama sen bana hediyelerin en güzelini verdin: koşulsuz sevgini, sıcaklığını, annen olduğumu, herşeyim olduğunu,...

9 Temmuz 2008 Çarşamba

Evcilik Oyunu















Aslında bunları dün yazacaktım ama yaşadığımız yerde çıkan orman yangınları daha önemliydi. Ancak üzülerek söylüyorum ki bugün bir yangın daha oldu. Lütfen ormanlarımızı,doğamızı ateşe vermeyelim. Onların ne suçu var ki. Galiba insanoğlu hıncını kendinden güçsüz olandan almak konusunda bir numara. Bu yüzden değil mi hep yaralı çocukların yüreği. Neyse bu akşam daha fazla üzmeyelim kimseyi. Umarım bu yangınlar son bulur.
Dün annemle birlikte evcilik oyunu oynayalım dedik ama galiba ben biraz kantarın topuzunu kaçırdım. Annem hadi takıcılık oynayalım dedi ( o ne demekse), ben de elindeki kutuyu görünce bir sevindirik oldum anlatamam. Meğer annemin niyeti takı sandığını düzenlemekmiş. Oyalanayım diye elime zararsız olan bir kaç kolye ve toka verdi. Lakin benim gözüm hep o sandıkdaydı. Acaba içinde ne var diye bir kaç hamle yaptıysamda her seferinde annemin hayır diyen sesi beni durdurdu. E güzel anneciğim madem bana dokundurmayacaktın neden o zaman takıcılık oynayalım dedim. Ben de biliyorum, anneme nazım geçiyor ya, ağladım, tepindim sonunda sandığa dokundum. İçinde neler vardı bir bilseniz. Çoğu teyzemlerin ve annemin el emeği göz nuru olan kolyeler, küpeler, bilezikler, yüzükler,... Amacıma ulaşıp takıların hepsini karıştırmıştım ya bu bana yeterdi. Artı bu evcilik oyunundan sıkılma vakti gelmişti. Zavallı annem benim yerimde durmadığımı görünce apar topar takıları sandığa doldurmak zorunda kaldı. Böylelikle takıları yerleştirme işi de bir başka evcilik oyununa kaldı. Yeni bir oyunda buluşmak üzere...