17 Ekim 2008 Cuma

Bebeğim Yanıyor

Bu sabah rutin kontrolümüz için doktora gittik. Kilo sorunumuz dışında bir sorun yoktu. Öğleden sonra üç gibi birden ateşlendi. Akşam üzeri ateşi 38.6 derceye yükseldi. Doktorunu aradık takip edin, dört saatte bir ateş düşürücü verin dedi. Bunları zaten yaptım ama hala yanıyor. Ateşten o kadar halsiz düştü ki, şimdi uyuyor. Her yarım saatte bir ateşini ölçüyoruz. Beş dakika önce 38.3 dereceydi. Çantamı hazırladım bekliyorum, bir yandan da dua ediyorum. Minik prensesim ne olur iyileş, ben seni böyle görmeye dayanamıyorum. Şu anda kendimi o kadar çaresiz ve yalnız hissediyorum ki. Meleğim lüütfen...

Duru ve Müzik

16 Ekim 2008 Perşembe

Resim Çalışmaları-3

İki ay sonra dünyaya merhaba deyişinin birinci yıldönümünü kutlayacağımız minik prensesimiz için Sibel Teyzesi bir süpriz hazırlamış. Doğumgünü davetiyesi olarak da kullanabileceğimiz resim çalışması için kendisine çok teşekkür ediyoruz.

Ben en çok bunu beğendim. Ya siz?...

15 Ekim 2008 Çarşamba

Yağmur Yağmur


Bugün yağmur neredeyse hiç durmadan yağıyor, bazen yavaş yavaş bazen bardaktan boşanırcasına. Bizde yağmurun hızını kestiği bir anı fırsat bilip biraz temiz hava alalım dedik. Her şeye olduğu gibi yağmura da bir çare bulup kendimizi dışarı attık. Duru'nun yağmurla ilk tanışması, nasıl keyif aldığını anlatmama gerek yok sanırım. Bu gidişle sevgili bizi eve sokmakta bayağı zorlanacak. Hele bir kar yağsın asıl o zaman bizi görün. Minik prensesimle birlikte kocaman bir kardan adam yapacağız. Yalnız bir sorunumuz var, eldivenlerimiz yookkk...Burdan Duru'nun teyzelerine duyurulur.

13 Ekim 2008 Pazartesi

Eren Bir Yaşında


Benim oyun arkadaşım Eren'i tanıyorsunuz. Dün onun doğumgününe davetliydik. Korsanlı bir pastası vardı. Partide Eren'in kuzeni olan 16 aylık Aras'da vardı. Eren'den fazla Aras ve pastayla ilgilendim. Aras kendi eliyle bana kurabiye yedirdi, babamın bakmadığı bir anda da beni öptü. Zaten partideki tek güzel bayan ben olduğum için herkesin ilgi odağı bendim. Özellikle Eren'in babası beni kucağından hiç bırakmadı. Yabancıları görünce artık ağlamıyorum. Demek ki her şey zamanla geçiyor.

10 Ekim 2008 Cuma

Sonbahar

Dün Eren'le parka gitmek için sözleşmiştik ama Erenler havaya soğuk bulup gelmek istemediler. Bizde kızımla beraber bir sonbahar gezisi yapalım dedik. Elimizde fotoğraf makinesi ne kadar börtü böcek varsa fotoğrafını çekelim. Börtü çoktu da böcek bulamadık. İşte bizim yaşam alanımızdan sonbahar manzaraları.


Sonbahar daha tam olarak gelmedi buralara. Genellikle yazdan kalma günlerin bahar havası ile karışımını yaşıyoruz. Ama sonbahara karşıcı ağaçlarda yok değil.Yapraklarını çoktan dökmüş, diğerlerine yol gösteriyor.

Çiçekler ise soğumaya başlayan havalara inat hala rengarenk. Belki de bu mevsimin çiçekleri, ben kendimi avutuyorum.Bunlarda kedilerimizden bir kaçı. Duru kedilere bayılıyor, özellikle yavru kedilerle arası çok iyi. Bir tane de köpeğimiz vardı ama yazdan beri ortalarda gözükmüyor.Yol boyunca kaplumbağaya rastlayamadık. Karşımıza çıkan tek hayvan kedi ve koşarcasına kaçtığımız arı.
Bir yarım sonbahar bir yarım bahar. Hüzün çöküyor yüreğime, gözlerimin içi ışık dolu. Yağmurla akıtsam gözyaşlarımı içime, güneşle coşsam gökyüzünde. Elimde kahvem dalıp gitsem uzaklara, uzaklardan alıp getirsem çocuk düşlerimi. Bir yarım sonbahar bir yarım bahar.


Sonbahar Tavşanı

Dün yolda giderken karşıma minik bir tavşan çıktı. Pamuk gibi bembeyaz ve yumuşacıktı. Sonbahar tavşanıymış. Zıp zıpladı durdu evin içinde. Havuç verdim yemedi, meğer hamsi severmiş.