15 Eylül 2008 Pazartesi

Gökyüzü

Büyüyorum, eğleniyorum, öğreniyorum da bu hafta aktivitesinin konusu gökyüzü. Duru ile ilk defa bu etkinliğe katılıyoruz ama ailece çok hoşumuza gitti. Gökyüzülü konulu aktivite için ne yapabiliriz diye düşünürken babamızın Japonya'dan getirdiği uçurtma aklıma geldi. Havanın da rüzgarlı olmasını fırsat bilerek pazar günü kendimizi gökyüzünün altında çocuklar gibi koşuşturuken bulduk.

Daha önce hayatımda kendi yaptığım kağıttan uçurtmalar dışında hiç uçurtma uçurmamıştım. Zaten kağıttan yaptıklarımda önce havalanır sonra yere düşerdi. Çocuk aklı işte yine de zevk alır, bir daha bir daha denemekten bıkmazdık. Zaten uçurtmamızda benim tecrübesizliğimin kurbanı oldu ve daha ilk havalanmasında ağaçlara takıldı. Babamız uçurtmayı kurtarmaya çalışıyor.

Duru'da uçurtma kurtarma operasyonunu merakla izledi ama sanırım biraz da kızgındı. Hani bu benim BEO aktivitem olacaktı der gibi bakıyordu bize. Zaten bir süre onunla ilgilenmeyi bırakıp oyuna daldığımızda huysuzlanarak bunu belli etti.
Sonunda uçurtmamız özgürlüğüne kavuştu ve gökyüzünde salınmaya başladı. Tabi benim ellerimde değil. Bu konuda erkekler biraz daha yetenekli galiba. Bir kuş misali ne de güzel salınıyor. Bizim için çok güzel bir gündü.Bir sonraki aktivite konusunu heyecanla bekliyoruz.

14 Eylül 2008 Pazar

Resim Çalışmaları-3

Hangi blogdu hatırlamıyorum yine can sıkıntısından muzdarip olduğum bir zaman internette dolaşırken tesadüfen gördüm ve ilk fırsatta yapmak için aklımın bir köşesine yazmıştım, ta ki cumartesi gününe kadar. Yine bir başka tesadüf eseri hiç ummadığım bir mağazada karşıma çıktı ve hemen aldım. Şimdi ne aldığımı merak ediyorsunuz değil mi? Polisan Cam Dekor.... Benim aldığım paket 6'lıydı ama bildiğim kadarı ile 12'li olanları da var. Kutunun içinden iki tane de sticker çıkıyor. İstediğiniz şekilde boyadıktan sonra cama, buzdolabına, kavanozların üzerine yapıştırıyorsunuz. Sanki vitray yapmışsınız gibi oluyor. Kavanozlarımı renklendirmek için Ankara'dan gelirken cam boyası getirmiştim ama böylesi daha kolaymış. Herkesin içindeki çocuk için eğlenceli bir armağan.

Bir İlk Daha

Geçenlerde Neslihan karnıbahar yemeği yapmış. Bende karnıbahardan pek haz etmediğimi onun yerine brokoliyi sevdiğimi söylediğimde aklıma dolaptaki brokoli geldi. Çarşamba günü Bostancı pazarından almıştım, mağlum bizim burdaki pazarda - daha çok ilk üretici geliyor- bu tür şeyler bulunmuyor. Bostancı deyince eski anılarım depreşti. Siz eski dediğime bakmayın topu topu 3 yıllık. Ankara'dan ilk geldiğimizde eşim İstanbul'a alışmamın daha kolay olması için Bostancı'da bir ev tutmuştu. Duru biraz büyüdükten sonra da her çarşamba pazara giderdik. Şimdiyse artık kırk yılda bir İstanbul'a iniyoruz.
Şişşşttt anne, yine asıl konudan uzaklaşıyorsun. Hani benden bahsedecektin. Biraz ayıp oluyor ama.
Özür dilerim prensesim, hemen... Duru şimdiye kadar brokolinin çorbasını içmişti ve seviyordu. Artık büyüdüğüne ve kendi başına bir şeyler yemek istediğine göre bir de böyle deneyelim dedik. Sonuç sevdi mi sevmedi mi bilinmez: Biraz dişledi, biraz döktü en sonunda yere attı. Ama ikinci en önemli gelişme ise Duru dün balıkla tanıştı. Çatalımdaki hamsiyi iştahla kapıp ağzına götürdü ve tamamını olmasa bile yarım hamsiyi yedi. Bu ilk tanışması ( alerji riskine karşı) ve karnı da tok olduğu ( en azından biz öyle sanıyoruz) için fazla da ısrar etmedik. Fakat dünkü iştahı balık konusunda bizi biraz mutlu etti. Belki böylelikle kilo almayı başarırız.

12 Eylül 2008 Cuma

Resim Çalışmaları-2



Bu da Duru'nun ilk resim çalışması, aslında resim defterinden çok çorabını boyadı ama olsun. Bir de pastel boyayı yemeye çalıştı. Güneş ile kuşları ben yaptım, geri kalanını tamamlamayı Duru'ya bıraktım fakat bizim minik yaramaz resme fazla ilgi göstermedi. Canım kızım büyüdüğünü görmek o kadar güzel ki, her anında yanında olamayacağımı düşünmek ise çok acı veriyor. Artan baş dönmelerim bunu düşünmeme sebep. Son zamanlarda fazlaca Türk filmi seyrediyorum galiba. Biliyorum ki hepsi yorgunluktan, dinlenince geçecek ama ne zaman. Sen de sanki hiç beni sevmiyormuş gibi, inadına inadına der gibi daha bir çok yoruyorsun. Anneciğim ne olur bu gece biraz uyuyayım. Bak yarın yolunu şaşırmış bir rüzgar yakalarsak uçurtma uçurmaya gideceğiz. Biraz dinlenmem lazım yoksa o rüzgar anneyi de alıp gidecek.

Resim Çalışmaları-1

Sibel Teyze annemin iş yerinden yetkilisi olur. Duyduk ki resim çalışmalarına başlamış kendileri. Hazır eline mouse ve klavyeyi almışken benim için de bir şeyler yapmış. Annemin bütün ısrarlarına rağmen nasıl yaptığını söylemedi ama olsun nasıl olsa akşam babam gelince nasıl yapıldığını bulur. Sibel Teyzecik ellerine sağlık, teşekkür ederim.


10 Eylül 2008 Çarşamba

Dilber Dudağı

Ne zamandır yazacağım diyorum bir türlü Duru'nun aksiyon dolu günlerinden fırsat olmadı. Artık kısmet bugüneymiş. Ablam Duru'nun diş buğdayı günü içi dilber dudağı tatlısı yapmış. Mağlum önümüz bayram olunca unutmadan ekleyeyim dedim, kimbilir belki yapmak isteyen olur.


2 adet yumurta

3 çorba kaşığı yoğurt

1 paket margarin

1 su bardağı zeytinyağı

1 çorba kaşığı karbonat

700 gr un

250 gram ceviz

Şerbeti İçin: 2 buçuk su bardağı tozşeker

yarım limon

şekeri bir kaba boşalttığınızda bir parmağı geçecek kadar su

Bir paket margarini eritin ve hafifçe ılınmasını sağlayın. Unu havuz gibi açarak içine zeytinyağı, margarin, yumurta, yoğurt ve karbonat koyun. Hamur haline getirin.

Hamur kulak memesi kıvamına gelene dek yoğurun. Daha sonra hamuru üçe bölüp, merdane ile açın. Dövdüğünüz cevizleri hamurun üzerine yayın. Rulo yapıp yuvarlayın, merdane ile tekrar açın.,Bardakla daire şeklinde kesin. Kestiğiniz parçaların iki ucunu birleştirin. Yağlanmış tepsiye dizip fırına verin. Çıkarttığınızda üzerine soğuk şerbeti dökün.

Şerbeti için: 2 buçuk su bardağı şekeri, üzerini bir parmak geçecek kadar suyla kaynatın. Kaynattıktan sonra 5 dakika bekletip, yarım limonu için sıkın. Daha sonra dilber dudağının üzerine şerbeti dökün.

9 Eylül 2008 Salı

Karting

Babamızın yoğun ısrarlarına dayanamayıp sonunda hafta sonu kartinge gittik. Babamın iş arkadaşı Güldem Teyze ve oğlu Berksu'da bizimle geldi. Annemin bilmemesi babamın da daha önce uyarmaması neticesinde gürültüye karşı hazırlıksız yakalandık. Annem durumu kurtarmak için hemen selpak mendille kulaklarıma tıpa yapınca biraz rahatladım.

Annemi görmeliydiniz o kadar komikti ki. Babam ikinci turu atarken annem daha yeni başlangıç noktasından ayrılıyordu. Üstüne üstlük Berksu'da anneme çarpıp kenara yapıştırınca bir türlü arabayı hareket ettiremedi. Tam yarış bitmiş, bizim korkak şoför arabayı bırakırken Berksu yine gelip çarpınca annem az kalsın direksiyona kafayı çarpıyordu. O zaman bir daha ne yapıyoruz Berksu ile gitmiyoruz gitsek bile aynı anda piste çıkmıyoruz, değil mi anneciğim?