30 Eylül 2008 Salı

Bayram Sabahı










" Bugün bayram erken kalkın çocuklar. Giyelim en güzel giysileri, elimizde taze kır çiçekleri, üzmeyelim bugün annemizi. "

Bu sabah erkenden uyandım, annemle birlikte babama kek yaptık. Sonra babam da uyandı ve hep birlikte bayramlaştık. Annişle beraber şekerleri yerleştirdik, kahvaltımızı ettik, ben günlük mızmızlanma istihkakımı sonuna kadar kullandım. Bir yarım saat kadar uyuduktan sonra güne kaldığım yerden devam ediyorum. Annem hasta olmasaydı Alya Su'ya bayram ziyaretine gidecektik, günü birlik Maşukiye'ye, İstanbul'a ama ah annem hasta olmasaydı. Neyse daha bayram bitmedi, belki iyileşir. Herkesin bayramı kutlu olsun.

28 Eylül 2008 Pazar

Yağmurda Yürümek


Dışarıda ne zamandır özlediğim yağmur, içimde bu havalara özgü keder, başımda bir türlü gitmeyen grip. Dışarı çıkmak istiyorum, sevgilinin biraz kızgın sesi: " hayır, hastasın!" Bir bahane bulup kaçmaya çalışıyorum, bari ilaç alayım, " olmaz, ben gider alırım. " Ama çok özledim yağmurda dışarda dolaşmayı, "olmaz."

26 Eylül 2008 Cuma

Hastayız

Ana kız hastayız. Çarşamba günü gittiğimiz doktor kontrolümüzde sıra bekleyen bütün çocuklarda boğaz ağrısı ve öksürük vardı. Hepsinden köşe bucak kaçmamıza rağmen ikimizde şifayı kaptık. Boğazım çok ağrıyor, gözlerim yanıyor ama annelik vazifesi dur durak tanımıyor. Dün gece belki ağrıdan belki keyfinden Duru bir türlü uyumak bilmedi. Tabi ki ben ve babası da. Sabaha karşı uykuya daldığımda sağolsun bizi uyandırmayı kendine görev edinmiş üst kat komşumuz iki gıdım uykuyu çok gördü. Hastalığı sizlere bulaştırmamak için iyileşene kadar yokuz. Mağlum hastalık sadece bedeni değil ruh halini de etkiliyor. Bu arada emziren anneler için kullanılabilecek bir ilaç ya dabitkisel bir şey bileniniz var mı? Şimdilik ıhlamurla idare ediyorum.

23 Eylül 2008 Salı

Duru Modası



2008 - 2009 Sonbahar- Kış Duru Modası



İlk kreasyonumuz Beyhan Çayır imzalı bir panço. Tunus işi ile yapılmış olan turuncu renkteki panço yine aynı renkte olan bere ile bir takım oluşturmuş. Panço ve berenin üzeri çiçeklerle bezenmiş. Sararan yapraklar üzerinde göz alıcı rengi ile sanki baharı hatırlatıyor. Kolları olmadığından rahatlıkla giydirebileceğiniz bir aksesuar. Şıklığınızı kaybetmeden ısınabileceksiniz.





Bu kazağımızda Banu Teyze ve Nejdet Amcamızdan bir hediye. Pembe üzerine puantiyeli bebe yaka bir gömlek ile yine aynı renkte bir pantalonla birlikte bir takım oluşturmasına rağmen ayrı ayrı da kullanabilirsiniz. Kazağımızın üzerindeki minik kedi ne de şirin değil mi? Sanki gelip bizden süt isteyecekmiş gibi.
Son olarak şıkılığımızı rengimize sadık kalarak pembe ayakkabılarımızla tamamlıyoruz. Çiçek ve yaprak motifleriyle
süslenmiş olan ayakkabımız, yumuşak deriden imal edilmiş olup ortopediktir. Kışın hem ayağımız üşümeyecek hem de ilk adımlarımızı atarken ayağımıza yardımcı olacaktır.




Üzgünüz diğer kıyafetlerimizi Duru Hanımın gönlü olunca yayınlayacağız. Mağlum manken kaprisi, başka kıyafet giyip çıkarmak istemedi.

22 Eylül 2008 Pazartesi

Sobe

Duru'nun tatlı teyzesi Yosunbuka bizi sobelemiş. Hem de tam iki kere. Bu sefer ki sorular hem kolay hem zor gibi, bakalım nasıl cevaplar vereceğiz. Üzerinde düşünmeden tamamen doğaçlama olacak. Kafamda cevabını bekleyen bir sürü soru, yapmam gereken işler ve çalışmam gereken bir sınav var.O yüzden cevaplarımın kısalığı için şimdiden özür dilerim.
İlk sobemiz Kadınlar Ne İster.... Benim cevaplarım yerine daha eğlenceli ve orjinal bir cevap isterseniz buraya bakabilirsiniz. Şimdi gelelim bana kadınlar yani ben ne isterim.
Aslında çok şey isterim. Sabah kahvaltısı hazırlamasını, ütü, çamaşır, bulaşık, temizlik,çocuk bakımı, masaj, sürekli bir arzun var mı diye sorulması,....,diye uzar gider. Ama en çok saygı, bir ömür boyu sevilmek, zorlanmamak, aşşağılanmamak, ezilmemek,....,diye uzar gider. Aşağıdaki hikayeyi http://www.kadinlarneister.org/ da buldum, belki çoğunuz biliyordur,bilmeyenler ve site site gezmek istemeyenler için...

Bu arada minik prensesimin de istekleri varmış, eee ne de olsa o da küçük bir hanımefendi: Daha çok oyun, daha çok atta, daha çok em em...


Kral Arthur bir soruya doğru yanıt verirse, hayatı kurtulacak aksi halde ölecektir..Soruya doğru yanıt verebilmesi için 1 yıl süresi vardır.. Soru aynen şöyledir:`KADINLAR NE İSTERLER?`Bu soru tabii ki dünyanın en zor sorusu.. Ancak Kral`ın fazla . bir tercih şansı yoktur.. Ülkesine geri döner, türlü alimlere, bilirkişilere danışır, ama soruya tam tatmin edici ve doğru olduğuna inandığı bir yanıt bulamaz..Sorunun cevabını bir tek yaşlı bir cadı`nın bildiğini söylerler..Artık en son gün gelmiştir ve Arthur mecburen cadıya gider.. Cadı sorunun cevabını vereceğini söyler, ama bir şartı vardır:`Bu sorunun cevabını aldığında ve ölümden kurtulduğunda en iyi ve en yakışıklı şövalyen ile beni evlendireceksin..`Arthur yakın arkadaşı olan şövalyesini, yaşlı cadıya feda etmek istemez, bunu kabul edemeyeceğini söyler.. Ama arkadaşı, Arthur`un hayatını kurtarma pahasına cadıyla evlenmeyi kabul eder ve sorunun cevabını isterler..Yaşlı cadı, Arthur`un hayatını kuracak cümleyi fısıldar:`KADINLAR HER ZAMAN ZORLAMAYLA DEĞİL, KENDİ ÖZGÜR İRADELERİYLE KARAR ALMAK İSTERLER`Cevap doğrudur.. Arthur`un hayatı kurtulur..Ama yakın arkadaşı şövalyenin hayatı sönmüştür..Yaşlı cadı ile evlenmek ve bir ömür geçirmek zorundadır..Gerdek gecesi odaya girer.. Ancaaaak, odaya girdiğinde karşısında cadı yerine dünyanın en güzel kadını vardır.. Şövalye şaşırır ve sorar:-Sen kimsin?..Cadı cevap verir:-Ben evlendiğin kadınım..` -Nasıl böyle genç ve güzel oldun?..-Gündüzleri son derece çirkin, geceleri son derece güzel olurum.. Ama istersen gündüzleri son derece güzel geceleri, geceleri çirkin olurum.. Nasıl gözükeceğime sen karar vereceksin..Şövalye bir süre düşünür.. Geceleri mükemmel bir sevgili mi , yoksa gündüzleri eşiyle beraber kazanacağı saygınlık ve görüntü mü?..Bir türlü karar veremez.. Sonunda şöyle der:Nasıl olmak istediğine sen karar ver lütfen, ben senin her haline karşı saygılıyım..Kararı cadıya bırakmış, onun isteğine saygı göstermiştir..Cadı bu durum karşısında çok sevinir.. -Sen bana seçme özgürlüğü verdin ve beni kısıtlamadın şövalyem.. Bu yüzden ömür boyu hem gece hem gündüz yanında güzel ve saygılı biri olarak gözükeceğim..



Gelelim ikinci sobeye, soruları kopyalayıp cevap vermeye.


İsminiz?

Mukaddes

Nerelisiniz?

Ankara

Yaşadığınız Yer?

Biricik aşkı, canısı sevgilisinin yanı..:) Şu anda beş yıllığına Gebze/Kocaeli..

Mesleğiniz?

7 sene önce işsizlikten bankacı oldum, bir daha da ayrılamadım. Ama sevdiğimden değil yeni bir şeyler denemeye cesaretim olmadığından.

Hobileriniz?

Bu aralar ev hanımlığı, turşu kurmak, minik prensesime bir şeyler örmek, bir de organik tarım yapmak.

Evli misiniz?

Hayallerimin kahramanıyla!

Kaç Çocuğunuz Var?

Meleğim, kızım, her şeyim: Duru'm var.

En Sevdiğiniz Yemek?

Yediğim bütün yemekler en sevdiğim yemektir çünkü çok yemek seçerim.

En Sevdiğiniz Tatlı?

Dondurma, tatlıdan sayılır mı?

Sevdiğiniz Müzik Türü?

Klasik, jaz, bazen çok hareketli bazense çok slow şarkılar, ruh halime göre. jewel ve james blunt bu aralar en sık dinlediğim şarkıcılar arasında.

Nerelere Gitmek İstersiniz?

Paris'e bir daha kızımla beraber gitmek isterdim. En çok merak ettiğim yerlerden Mykonos,Santorini, Makedonya, Macaristan, Fas. Kısmetse önümüzdeki sene Duru'muzla İtalya'dayız.


Sorular bittiğine göre galiba ben de sobeleyebilirim.Hımm kimi sobelesem acaba? Bakayım sobelenmeyen ve benim tanıdığım kim var. Sibelin Penceresi , Berk’in Dünyası ebe sobe...

21 Eylül 2008 Pazar

Büyüyorum

Her geçen gün biraz daha büyüyorum. Yeni şeyler öğreniyor, bunları yapmayı deniyorum. Yatağımın korkuluklarına tutunup kalkmayı öğrendim. Annemle babam acaba daha nasıl yükseltebiliriz diye düşünmeye başladılar bile. Yemekler konusunda eskisi kadar inatçı değilim. Dün ilk defa somon yedim ve çok hoşuna gitti.
Artık isteklerimi daha net bildirebiliyorum. Parmağımla istediğim şeyi işaret edip bizimkilere kızdırmayın bakıyim beni yoksa hııııı! yapıyorum.

19 Eylül 2008 Cuma

Mesaj Kaygısına Son

Aşağıdaki yazıyı bugün eşim göndermiş. Akşama da beni sınav yapacak, bakalım geçebilecek miyim?
PATATES, YUMURTA VE KAHVE CEKIRDEKLERI
Bir zamanlar, her seyden sürekli sikayet eden; her gün hayatinin nekadar berbat oldugundan yakinin bir genc vardi. Hayat, ona göre, çok kötüydü ve sürekli savasmaktan, mücadele etmekten yorulmustu. Bir problemi çözer çözmez, bir yenisi çikiyordu karsisina. Gencin bu yakinmalari karsisinda, meslegi ascilik olan babasi ona bir hayat dersi vermeye niyetlendi. Bir gün onu mutfaga götürdü. Üç ayri cezveyi suyla doldurdu ve atesin üzerine koydu. Cezvelerdeki sular kaynamaya baslayinca, bir cezveye bir patates, digerine bir yumurta, sonuncusuna da kahve çekirdeklerini koydu. Daha sonra cocuguna tek kelime etmeden, beklemeye basladi. Cocugu da hiçbir sey anlamadigi bu faaliyeti seyrediyor ve sonunda karsilasacagi seyi görmeyi bekliyordu. Ama o kadar sabirsizdi ki, sizlanmaya ve daha ne kadar bekleyeceklerini sormaya basladi. Babasi onun bu israrli sorularina cevap vermedi. Yirmi dakika sonra, adam, cezvelerin altindaki atesi kapatti. Birinci cezveden patatesi çikardi ve bir tabaga koydu. Ikincisinden yumurtayi çikardi, onu da bir tabaga koydu. Daha sonra son cezvedeki kahveyi bir fincana bosaltti. Cocuguna dönerek sordu: - Ne görüyorsun ? - Patates, yumurta ve kahve ? diye alayli bir cevap verdi genc. - Daha yakindan bak bir de! dedi baba, - Patatese dokun. Genc denileni yapti ve patatesin yumusamis oldugunu söyledi. -Ayni sekilde, yumurtayi da incele. Genc, kabugunu soydugu yumurtanin katilastigini gördü. En sonunda baba, kahveden bir yudum almasini söyledi. Söylenileni yapan gencin yüzüne, kahvenin nefis tadiyla bir gülümseme yayildi. Ama yine de bütün bunlardan bir sey anlamamisti: - Bütün bunlar ne anlama geliyor baba ? Babasi, patatesin de, yumurtanin da, kahve çekirdeklerinin de ayni sikintiyi yasadiklarini, yani kaynar suyun içinde kaldiklarini anlatti. Ama herbiri bu sikinti karsisinda farli farkli tepkiler vermislerdi. Patates daha önce sert, güçlü ve tavizsiz görünürken, kaynar suyun içine girince yumusamis ve güçten düsmüstü. Yumurta ise çok kirilgandi;disindaki ince kabugun içindeki siviyi koruyordu. Ama kaynar suda kalinca,yumurtanin içi sertlesmis katilasmisti. Ancak, kahve çekirdekleri bambaskaydi.Kaynar suyun içinde kalinca, kendileri degistigi gibi suyu da degistirmislerdi ve ortaya tamamen yeni bir sey çikmisti. - Sen hangisisin ? diye sordu babasi. Bir sikinti kapini çaldiginda nasil tepki vereceksin ? Patates gibi yumusayip ezilecek misin? Yumurta gibi,kalbini mi katilastiracaksin? Yoksa, kahve çekirdekleri gibi, basina gelen her olayin duygularini olgunlastirmasina ve hayatina ayri bir tat katmasina izin mi vereceksin ?